Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi
Abdülkâhir Sühreverdî
  30 Mart 2018 Cuma , 23:34
Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi; ırak evliyaları, Bağdat evliyaları, Abdülkâhir Sühreverdî

ırak'ta Yetişen Büyük Velîlerden. Şâfiî Mezhebi Fıkıh Âlimi. İsmi Abdülkâhir Bin Abdullah Bin Sa'd Bin Hüseyin Bin Kâsım Bin Alkame Bin Nadr Bin Muâz Bin Abdurrahmân Bin Kâsım Bin Muhammed Bin Ebî Bekr Es-sıddîk (radıyallahü Anhüm), Künyesi Ebü'n-necîb'dir. Yaklaşık 1097 (h.490) Senesinde İran'ın Sühreverd Kasabasında Doğdu.

küçük Yaşta Tahsile Başlayan Abdülkâhir Sühreverdî İlim Öğrenmek İçin Gençliğinde Bağdad'a Gitti. Fıkıh İlmini Nizâmiye Medresesinde Hocalık Yapan Es'ad Mühenî'den, Tasavvuf İlmini İmâm-ı Gazâlî'nin Kardeşi Ahmed Gazâlî'den, Hadîs İlmini Ali Bin Neyhan'dan Tahsil Etti. Talebeliğinde Bir Gün Hocasının Huzûruna Giren Abdülkâhir

abdülkâhir Sühreverdî'de Bir Gevşeklik Ve İsteksizlik Hâli Vardı. Hocası Buyurdu Ki: "sende Bir Karartı, Bir Zulmet Seziyorum." Bunun Üzerine Abdülkâhir Hazretleri Hemen Oradan Ayrıldı. İki-üç Gün Hiçbir Şey Yemedi. Yanında Da Yiyecek Bir Şeyi Yoktu. Dicle Kıyısına Giderek Suya Girip, Açlığının Böyle Gitmesini İstedi. Fakat Yine Açtı. Bir Süre Sonra Bir Sokaktan Geçerken, Ellerindeki Tokmaklarla Pirinci Döverek Un Hâline Getiren İnsanlar Gördü. Onlara; "beni De Ücretle Çalıştırır Mısınız?" Diye Sordu. "ellerini Görelim." Dediler. Gösterince; "bu Eller Ancak Kalem Tutar." Diyerek Ona İçine Altın Konulmuş Bir Kâğıt Verdiler. O Da; "bunu Alamam, Zîrâ Bir İş Yapmadım. Eğer Yazılacak Bir Şey Varsa Onu Yapabilirim." Dedi. İçlerinde Uyanık Birisi Hizmetçisinden Bir Tokmak İsteyerek, Abdülkâhir Sühreverdî'ye Verdi. Onlarla Berâber Pirinç Dövmeye Başladı. Fakat Bu İşe Alışık Olmadığından Bir Saat Kadar Çalışabildi. İş Sâhibi, Ona Bir Altın Verdi Ve; "işte Senin Ücretin." Dedi. Parayı Alarak Oradan Ayrıldı. Allahü Teâlâ İlim Öğrenmek Arzû Ve İsteği Verdi. Din Bilgilerini En İnce Noktalarına Kadar Öğrendi.

tasavvuf Yoluna Girince; Uzlete Çekildi Ve Uzun Zaman İnsanlardan Uzak Yaşadı. Sonra İnsanlar Arasına Döndü Ve Onları Vâz U Nasîhatlarıyla Allahü Teâlâya Çağırdı. Onun Gayreti Sebebiyle Çok Kimse Kötü Huylarını Terkedip Allahü Teâlânın Sevdiği İyi İnsan, İyi Müslüman Olma Saâdetine Kavuştu. Kendisinden Ebû Hafs Ömer Es-sühreverdî, İbn-i Asâkir, Sem'anî, Abdullah Bin Mes'ûd Bin Abdullah Er-rûmî Gibi Seçilmiş Zâtlar İlim Ve Edeb Öğrendiler.

sühreverdî Hazretleri, Tarîkat Hırkasını Kâdı Vecihüddîn'den Giydi. O Da Şeyh Ferec Ez-zencânî'den, O, Şeyh Ebü'l-abbâs En-nehâvendî'den, O, Muhammed Bin Hafif Eş-şîrâzî'den, O, Kâdı Ruveym Ebû Muhammed El-bağdadî'den, O Da, Cüneyd-i Bağdâdî'den İlim Ve Feyz Almıştır.

sühreverdî Hazretleri, Meşhûr Nizâmiye Medresesinde Ders Vermesi İçin Dâvet Edilince, 1150 (h.545) Senesi Muharrem Ayının Yirmi Yedinci Günü Bu Dâveti Kabul Ederek, Bir Müddet Hadîs Dersi Verdi. Bir Ara Şam'a Gitti Ve Câmi-i Atik'de Vaz U Nasîhatte Bulundu. Sonra Bağdad'a Döndü. Bu Vazlarından Birinde Buyurdu Ki:

"dinde İnanılması Lâzım Gelen Şeyleri Dil İle Söyleyip, Kalb İle İnanarak Kabul Ettikten Sonra, Şartlarına Uygun Amel Yapınca Kalbdeki Îmân Parlar. Kişi Îmânı Dil İle Söylemelidir. Hiç Bir Zarûret Olmadan Dil İle Îmânı Söylememek Küfre Sebeb Olur. Dili İle Îmânı Olduğunu Söylediği Hâlde, Kalbinden İnanmayan Müslüman Değil Münâfıktır. Ameli Terk Eden Fâsık Olur. Sünnet-i Seniyyeye Uymayan, Bid'at Sâhibidir. İnsanlar Îmân Bakımından Birbirlerinden Farklı Derecelere Sâhiptirler.

allahü Teâlâ Kullarının Küfründen, Îmânsız Olmasından Ve Günahlarından Râzı Değildir. Ehl-i Kıble Olan Bir Kimse İçin, Yaptığı Bir Hayır İşten Ve İyilikten Dolayı, Bu Cennetliktir, Diye Şehâdette Bulunulamaz. Yine Hiç Bir Kimsenin İşlediği Büyük Günahtan Dolayı, Cehennem'e Gideceğine Şehâdet Edilemez."

abdülkâhir Sühreverdî, Nefsine Hakim, Zâhir Ve Bâtın, Görünen Ve Görünmeyen Her Hâliyle İslâmiyetin Edep Dâiresinde Hareket Ederdi. Kendisi Ve Talebeleri İçin Bağdad'ın Batı Yakasında Büyük Bir Dergâh Yaptırıldı. Onun Sohbetleriyle Pek Çok Kimse İslâmiyetin Nûrlu Yolunu Öğrenip, Dünyâ Ve Âhiret Saâdetine Kavuştu.

bir Gün Dergâhına Üç Hıristiyan İle Üç Yahûdî Gelmişti. Onlara Îmânı Ve İslâmı Anlattı. Kabûl Etmediler. Bunun Üzerine Abdülkâhir Sühreverdî, Herbirinin Ağzına Bir Yudum Süt Verdi. Sonra Herbiri Kelime-i Şehadet Getirerek Müslüman Oldular Ve; "o Sütü İçince Kalbimizdeki (hıristiyanlık Ve Yahûdîliğin) Bütün Küfür Pisliklerinin Dışarı Çıktığını Hissettik." Dediler. Abdülkâhir Sühreverdî Hazretleri İse; "allahü Teâlâya Yemin Ederim Ki, Sizin Önce Müslüman Olmayışınızın Sebebi, Şeytanlarınızın Mâni Olması İdi. Burada Önce Onlar Yenildi. Size Allahü Teâlânın Hidâyet Vermesi İçin Biz De Duâ Ettik." Dedi. Sonra Sühreverdî Hazretleri Mübârek Ellerini Onların Gözlerine Sürdü. Kerâmet Olarak Onlar Uzak Yerlerdeki Tanıdıklarını Gördüler Ve Onlara Müslüman Olduklarını Bildirip İslâm Dînine Dâvet Ettiler.

sühreverdî Hazretleri Bir Talebesi İle Bağdad'ın Sultan Çarşısından Geçiyordu. Oradaki Bir Kasap Dükkanında Soyulup Asılmış Bir Koyuna Bakmaya Başladı. Daha Sonra; "bu Koyun Bana Leş Olduğunu Söylüyor." Dedi. Bu Sözleri İşiten Kasap Düşüp Bayıldı. Ayılınca Suçunu Söyleyerek Bir Daha Böyle Yapmayacağına Söz Verip, Tövbe Etti.

abdülkâhir Sühreverdî Hac Farîzasını Yerine Getirmek İçin Kardeşinin Oğlu İle Mekke'ye Gitmişti. Birgün Kâbe-i Muazzamada Murâkabe, Allahü Teâlâyı Tefekkür, Düşünme Hâlinde İken, Hızır Aleyhisselâm Teşrif Buyurdu. Fakat Abdülkâhir Sühreverdî Hiç Hâlini Bozmayarak, Murâkabeye Devâm Etti. Hızır Aleyhisselâm Bir Süre Durduktan Sonra, Gitti. Bir Müddet Sonra Şeyh Hazretleri Başını Kaldırınca Yeğeni; "efendim! Bugün Hızır Aleyhisselâm Teşrif Buyurdular. Siz İse Kendilerine Hiç Bakmadınız Sebebi Neydi?" Diye Sorunca, Abdülkâhir Sühreverdî; "sen Bilmiyor Musun Ki, Eğer Hızır Aleyhisselâm Gelmiş Gitmiş İse Yine Teşrifleri Mümkündür. Fakat O Zaman Kavuşmuş Olduğum İlâhî Tecellîyi Elimden Kaçırmış Olsaydım Bir Daha Nerede Bulabilirdim. Belki Onun Pişmanlığı Kıyâmete Kadar Devâm Ederdi." Dedi. Bu Sırada Hızır Aleyhisselâm Tekrar Teşrif Buyurdu. Bu Defâ Abdülkâhir Hazretleri Hemen Yerinden Kalkıp, Edeple Lâzım Gelen Hürmeti Gösterdi.

bir Gün Abdülkâhir Sühreverdî Hazretleri, Yeğeni İle Yolda Sohbet Ederek Yürürken, Köprü Üzerinde Meyve Götüren Birisini Gördü. Ona; "bunları Bana Sat." Buyurdu. "niçin?" Dediğinde; "meyveler İçki İçin Satın Alındıklarından, Kendilerinin Benim Tarafımdan Satın Alınmalarını İstiyorlar." Dedi. Adam Düşüp Bayıldı. Sonra Tövbe Ederek; "benim Bu Hâlimi Allahü Teâlâdan Başka Kimse Bilmiyordu. Fakat Sühreverdî Hazretlerine Hâlim Mâlum Olmuş." Dedi.

abdülkâhir Hazretleri Yeğeni İle Birlikte Kerh'e Gelmişti. Bir Evden Sarhoş Kimselerin Seslerini İşitince, Evin Altına Bir Yere Girerek Namaz Kılıp Duâ Etti. Sonra O Adamların Yanına Gitti. Odaya Girdiğinde Adamlar İçtikleri Şarabın Su Olduğunu Gördüler. Hepsi Tövbe Ederek Abdülkâhir Hazretlerinin Talebesi Olmakla Şereflendiler.

abdülkâhir Sühreverdî Dergâhında Talebeleri İle Meşgûl Olduğu Günlerden Birinde Yanına Bir Köylü Geldi. Berâberinde Bir Buzağı Getirmişti. "efendim Bu Buzağıyı Size Vermeyi Nezretmiştim. Buyurun." Dedi. Köylü Gittikten Sonra Abdülkâhir Hazretleri; "bu Buzağı, Size Verilmek Üzere Nezr Edilen Ben Değilim. Ben Başka Bir Kişi İçin Nezredildim. Sizin İçin Nezr Edilen Bir Başkasıdır, Diyor." Dedi. Bir Süre Sonra Köylü Nefes Nefese Elinde Bir Başka Buzağı İle Gelerek; "efendim, Size Verilmek İçin Nezr Edilen, Adanan Budur. Elinizdeki Başkasına Âittir." Dedi. Öncekini Alarak Gitti.

buyurdu Ki:

tasavvuf Büyüklerinden Birisine, Allahü Teâlânın Kur'ân-ı Kerîmde "inşâallah" Buyurması Hakkında Sorulunca; "allahü Teâlâ "inşâallah" Buyurmakla, Kullarına Böyle Söylemeyi, Öğretmeyi Murâd Etmiştir." Buyurdu. Âyet-i Kerîmede Allahü Teâlâ Kâmil İlmi İle "inşâallah" Derse, İlmi Noksan Olan Kulların Konuşmalarında, "inşâallah" Demeleri Gerektiği Hakkında İşâret Vardır. Bu Yüzden Resûlullah Efendimiz Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Kabristânda; "inşâallah Biz Size Yakında Katılacağız." buyurmuştur. Halbuki, Peygamber Efendimizin Ölüm Hakkında Ve Onlara Kavuşma Husûsunda Hiç Bir Şüphesi Yoktu.

tasavvuf Hakkında Bir Suâl Sorulduğunda Şöyle Cevap Verdi:

"tasavvufun Başı İlim, Ortası Amel, Sonu Mevhibe Yâni Allahü Teâlânın Lutf Ve İhsânı Olan Mânevî İlimdir. İlim, Murâdı, Maksadı Açar. Amel, İstemeye Yardımcı Olur. Mevhibe, Amelin Meyvesine Ulaştırır. Ahlâk İlmi Ehli Üç Kısımdır. Mürîd, Talebe Durumunda Olan Tâlibdir. Orta Derecede Olan, Daha Yoldadır. Sona Varmış Olan, Allahü Teâlânın Rızâsına Kavuşmuş Olandır. Talebe, Murâdına Ermek İçin Çalışır. Orta Derecede Olan, Makamların Âdâbını Gözetmekle Meşgûldür. Bir Hâlden Diğer Bir Hâle Yükselir. O, Devamlı İlerleme Hâlindedir. Sona Varan İse, Bütün Makamları Aşmış Ve Artık İstikrâra Kavuşmuş Hâldedir. Çeşitli Hâller, Onda Bir Değişiklik Meydana Getiremezler. Talebe, Nefsiyle, Şehvetiyle Ve Şeytanla Mücâdele Etme, Hazlarından Uzak Kalma Mertebesindedir. Orta Mertebede Olan, Murâda Kavuşabilir Miyim, Yoksa Kavuşamaz Mıyım Korkusu İle, İçinde Bulunduğu Hâllerde Doğruluğa Riâyet Etme, Makamlarda Edebi Gözetme Mertebesindedir. Sona Ulaşan İse, Bütün Makamları Elde Etmiştir. Onun Hâli, Darlıkta Ve Genişlikte Eşittir. Yemesi Açlığı, Uykusu Uykusuzluğu Gibidir. Onda, Dünyevî İstek Ve Lezzet Hissi Kalmamıştır. Onun Zâhiri, Görünüşü Halk, Bâtını, Gizli Yönü De Hak İledir."

insanlara Doğru Yolu Göstermeğe Çalıştığı Vâzlarında Ve Sohbetlerinde Sık Sık Buyururdu Ki:

allahü Teâlâ İçin Sevmek, O'nun İçin Buğzetmek, Îmânın En Güvenilir Ve Sağlam Kulplarındandır. Emr-i Ma'rûf Ve Nehy-i Münker İyiliği Emredip Kötülükten Alıkoyma, Herkese, İmkânı Nisbetinde Lâzımdır.

iyilik Ve Takvâ Üzere Yardımlaşmalıdır. Kazanç, Ticâret Ve Sanat Mübahtır. Kişi Mecbur Kalırsa, Başkasından Bir Şey İsteyebilir. Zengin Kimsenin İstemesi Doğru Değildir. Rızâ Gösterilen Fakirlik, Zenginlikten Üstündür. Bundan Dolayı Resûlullah Efendimiz Fakirliği Tercih Etti. Peygamber Efendimize Yeryüzünün Hazînelerinin Anahtarı Arz Edildiği Zaman, Cebrâil Aleyhisselâm Fakirliği İşâret Etti. Yine Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamber Efendimize Tevâzu Etmesini De İşâret Etti. Bu Sebeple Resûl-i Ekrem;"yâ Rabbî! Bir Gün Aç, Bir Gün Tok Olmayı İstiyorum. Acıktığım Zaman Sana Yalvarırım, Doyduğum Zaman Sana Hamd Eder, Seni Anarım." buyurdu.

abdülkâhir Sühreverdî 1168 (h.563) Senesi Cemâzilâhır Ayının On Yedinci Cumâ Günü İkindi Vakti Bağdad'da Vefât Etti. Ertesi Gün Erkenden Dicle Kenarındaki Dergâhına Defn Olundu.

sühreverdî Hazretleri Çeşitli İlimlere Dâir Birçok Kitap Yazmıştır. Eserlerinden Bâzıları Şunlardır: 1) Âdâb-ül-müridîn, 2) Şerh-ü Esmâ-ül-hüsnâ, 3) Muhtasâr-ı Mişkât-ül-mesâbih Lil-begâvî, 4) Müsannef Fî Tabakât-üş-şâfiiyye.

 

kaynaklar

1) Mir'ât-ül-haremeyn; C.3, S.142

2) Tabakât-ül-kübrâ; C.1, S.140

3) Câmi'u-kerâmât-il-evliyâ; C.2, S.101

4) El-a'lâm; C.4, S.49

5) Tabakât-üş-şâfiîyye; C.7, S.173

6) Vefeyât-ül-a'yân; C.3, S.204

7) El-bidâye Ven-nihâye; C.12, S.244

8) Şezerât-üz-zeheb; C.4, S.208

9) Mu'cem-ül-müellifîn; C.5, S.311

10) Esmâ-ül-müellifîn; C.1, S.606

11) Nefehât-ül-üns; S.473

12) Brockelmann; Sup.1, S.780

13) Nesâyim-ül-mehabbe; S.262

14) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; C.5, S.346

15) Silsilet-ül-muharrabîn (belgradlı Münîri, Şehîd Ali No. 2819)

Yorumlar
Kod: VSKYS