Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi
Abdullah-ı Dehlevî
  30 Mart 2018 Cuma , 23:33
Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi; Hindistan evliyaları, Delhi evliyaları, Abdullah-ı Dehlevî

hindistan Evliyâsından. Silsile-i Aliyye Denilen Büyüklerden Olup, Seyyiddir. 1745 (h. 1158)'te Hindistan'ın Pencab Şehrinde Doğdu. 1824 (h. 1240) Senesinde Delhi'de Vefât Etti. Kabri Şâhcihân Câmii Yakınındaki Dergâhındadır. Binlerce Seveni Her Zaman Ziyâret Edip, Feyz Almaktadır.

abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin Babası, Abdullatif Efendi Âlim, Sâlih, Zâhid, Dünyâya Rağbet Etmeyen, Yüksek Haller Sâhibi Kâdirî Yolunda Bir Zât İdi. Bu Yolu Hızır'la Görüşmüş Olan Hocası Şeyh Nâsırüddîn Kadîrî'den Aldı. Ayrıca Çeştiyye Ve Şettâriyye Yollarından Da Feyz Almıştı. Tasavvuf Yolunda Kemâle, Olgunlaşmaya Çalışırdı. Haram Yemekten Son Derece Sakınır, Kırlarda Yetişen Meyvelerle Yetinir, Nefsini Terbiye Etmek İçin Uğraşırdı. Sahrâlarda Allahü Teâlânın İsm-i Şerîfini Anarak Dolaşır, Yarattıklarına Bakar, O'nun Büyüklüğünü Tefekkür Edip Düşünür, Bir An Olsun Rabbini Unutmazdı.

bir Gün Rüyâsında Hazret-i Ali Ona Şöyle Dedi:

"ey Abdüllatîf! Allahü Teâlâ Sana Bir Oğul İhsân Edecek, O İlerde Büyük Bir Zât Olacak. Ona Bizim İsmimizi Koyarsın."

seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri De Annesine Rüyâsında; "yakında Dünyâya Bir Oğlun Gelecek. Ona Bizim İsmimizi Koyarsın." Buyurdu. Resûlullah Efendimiz Sallallahü Aleyhi Ve Sellem De Evliyâdan Bir Zât Olan Amcasına Rüyâsında, Doğacak Çocuğa Abdullah İsminin Verilmesini Emretti. Çocuk Doğduğunda, İsmini Babası, Ali, Annesi Abdülkâdir, Amcası Abdullah Koydu. Abdullah-ı Dehlevî Altı Yaşına Gelince, Hazret-i Ali'ye Karşı Sevgi Ve Edebinden Kendisine Ali Demeyip Ali'nin  Hizmetçisi Mânâsına Gulam Ali Dedi Ve Bu İsimle Tanındı.

abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Allah Vergisi Çok Üstün Bir Zekâya Sâhipti. Kur'ân-ı Kerîmi Kısa Zamanda Ezberledi. Dînî İlimleri Ve Zamanının Fen İlimlerini Öğrendi. Delhi'de Hocası Şeyh Nâsırüddîn'in Hizmetinde Bulunan Babası, Onun Terbiyesinde Yetişip, Kâdiriyye Yoluna Girmesi İçin, Oğlu Abdullah'ı Delhi'ye Çağırdı. Abdullah-ı Dehlevî Delhi'ye Vardığı Gece Şeyh Nâsırüddîn Vefât Etti.babası; "oğlum! Seni Şeyh Nâsırüddîn'den Kâdiriyye Yolunu Alman İçin Çağırmıştım. Nasîb Değilmiş. Artık, Sana Nereden İrşâd Kokusu Gelirse, Oraya Git. Serbestsin." Dedi.

o Sırada Delhi'de Çeştiyye Büyüklerinden, Şeyh Muhammed Zübeyr Ve İki Halîfesi, Şeyh Ziyâüddîn, Şeyh Abdüladl, Şeyh Mîr Dered Bin Şeyh Nâsır, Mevlâna Fahrüddîn Ve Başkaları Vardı. Yirmi İki Yaşına Kadar Onların Huzûrunda Ve Sohbetlerinde Bulundu. Bu Sırada Gönlünden, Yine Delhi'de Bulunan Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretlerinin Dergâhına Gitmek Geldi. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretlerinin Huzûruna Varıp, Kendisini Talebeliğe Kabûl Buyurmasını İstedi. O Da:

"sen Zevkin Ve Şevkin Olduğu Yere Git. Bizim Yolumuz, Tuzsuz Taşı Yalamak Gibidir." Buyurdu.

abdullah Dehlevî İse; "zaten Benim Mûradım, İsteğim De Buyurduğunuzdur." Dedi. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretleri; "mübârek Olsun."buyurup Talebeliğe Kabûl Etti. Onu Nakşibendiyye Yolunun, Müceddidiyye Koluna Göre Yetiştirip, Bu Yolun Esaslarını Ve Edeblerini Öğretti. Abdullah-ı Dehlevî On Beş Sene Onun Sohbetiyle Şereflendi. Evliyâlıkta Yüksek Derecelere Kavuşunca, Mutlak İcâzet, Diploma Alıp, Halîfesi Oldu.

ilk Zamanlarda, "nakşîbendiyye Yoluna Girmemden Gavs-ül-a'zam Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri Râzı Olurlar Mı?" Diye Tereddütler Geçirmişti. Bir Gün Rüyâsında Gördü Ki, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri Bir Makâma Gelip Oturdu. O Makâmın Tam Karşısına Da Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn Hazretleri Teşrif Etti. Şâh-ı Nakşibend'in Yanına Gitmek İstedi. Bu Sırada Gavs-ül-a'zam; "maksat, Allahü Teâlânın Rızâsına Kavuşmaktır. Sıkılmayın, Gidin." Buyurdu.

elinde Malı, Mülkü Kalmadığı İçin Başlangıçda Geçim Zorlukları İle Karşılaşan Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri, Dâimâ Tevekkül Üzere Oldu. Eski Bir Hasırı Yatak, Bir Tuğla Parçasını Yastık Edindi. Bu Şekilde, On Beş Sene Kanâat Köşesinde Oturdu. Bir Defâsında O Kadar Çâresiz Kalıp, Bitkin Düştü Ki, "artık Bulunduğum Bu Hücre Benim Mezârım Olacaktır." Diye Düşünmeye Başladı. Nihâyet Allahü Teâlânın Yardımı Yetişti. Tanımadığı Birisi, Bir Mikdâr Para Bırakıp Gitti. O Günden Sonra Devamlı Allahü Teâlânın Bu Şekilde Yardımına Kavuştu.

hocasının Vefâtından Sonra Yerine Geçip, Talebe Yetiştirmeye Başladı. Uzak Yakın Her Yerden, Diyâr-ı Rum, Şam, ırak, Hicaz, Horasan Ve Mâverâünnehr'den Pek Çok Talebe, İlim Ve Feyz Almak, Sohbeti İle Şereflenmek İçin Yarışırcasına Yanına Koştu. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Şeyh Ahmed-i Kürdî, Seyyid İsmâil Medenî Gibi Bâzıları Resûlullah Efendimizden Aldığı Mânevî Emirle Geldi. Bazısı, Sâdâtın, Bu Yolun Büyüklerinin Mânevî İşâreti İle Koşup Teslim Oldu. Şeyh Muhammed Can Bunlardandı. Bâzısı İse,abdullah-ı Dehlevî Hazretlerini Rüyâda Görüp Geldi.

dergâhında İki Yüz Kişi Civarında Talebe Vardı Ve Onların İhtiyaçlarını Temin Ederdi. Bununla Berâber, Dâimâ Mütevâzî Ve Gönlü Kırık Bulunurdu. Bir Gün Bir Köpeği Görüp; "yâ Rabbî! Ben Kimim Ki, Seninle, Sevdiklerim Arasında Vâsıta Olayım. Bu Yarattığın Hürmetine Bana Merhamet Eyle!" Buyurdu.

peygamber Efendimizin Sünnet-i Seniyesine Uygun Yaşamaya Çok Gayret Ederdi. Az Uyur, Teheccüd, Gece Namazına Kalktığında Uyuyanları Da Kaldırırdı. Sonra Murâkabeye Oturur, Peşinden Kur'ân-ı Kerîm Okurdu. Kur'ân-ı Kerîmden Her Gün On Cüz Okurdu. Sabah Namazını Kıldıktan Sonra Talebeleriyle Beraber İşrak Vaktine Kadar Zikir, Allahü Teâlâyı Anmak Ve Murâkabe, Nefs Muhâsebesi İle Meşgul Olurdu. Sonra Hadîs Ve Tefsîr Derslerine Başlarlar Bu Hal Zevâl Vaktine Kadar Sürerdi. Sonra Yemek Yenirdi. Zenginlerden Birisi, Lezzetli Bir Yemek Gönderse Yemez, Talebelerinin De Yemesini İstemez, Komşularına Hediye Gönderirdi. Birisi Para Gönderse, Şüpheli Bir Durumu Yoksa, İmâm-ı A'zam Hazretlerinin İctihadına Göre Bir Sene Dolmadan Mal Nisaba Ulaştığında Zekât Vermek Câiz Olduğundan Önce Onun Zekâtını Verirdi. Çünkü Bir Kuruş Zekât Vermenin Binlerce Lira Sadaka Vermekten Kat Kat Üstün Olduğunu Bilirdi. Sonra Kalan Paranın Bir Kısmı İle Helva Ve Başka Şeyler Yaptırır Dervişlere Dağıtır, Bir Kısmı İle Dergâhın Borçlarını Öder, Birazını Da Yanına Gelen İhtiyaç Sâhiplerine Verirdi. Öğleye Yakın Sünnet-i Şerîfeye Uymak İçin Bir Müddet Kaylûle Yapar, Uyur, Kalkıp Bir Mikdâr Yemek Yiyip Dînî Kitablar Okumak, Bâzı Mevzular Üzerinde Yazılan Yazıları Gözden Geçirmek Ve Yazılması Lâzım Olanları Yazmakla Uğraşırdı. Öğle Namazını Kılıp, İkindiye Kadar, Hadîs Ve Tefsîr Dersi Verirdi. İkindiyi Kıldıktan Sonra, Hadîs-i Şerîf, İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, Avârif-ul-meârif verisâle-i Kuşeyrî'yi okur, Sonra Güneş Batıncaya Kadar Talebeleriyle Zikir Ve Murâkabe İle Meşgul Olurdu. Akşam Namazından Sonra, Mânevî Teveccühleri İle Talebelerinden İleri Gelenlerinin İlerlemelerini Sağlardı. Yatsıyı Kıldıktan Sonra Geceyi Zikr Ve Murâkabe İle İhyâ Ederdi. Uyku Bastırdığında Seccâdesi Üzerinde Sağ Yanı Üzere Yatardı. Bazan Otururken Uyuyakalırdı. Hayâsının Çokluğundan Ayağını Uzattığı Görülmezdi.

kur'ân-ı Kerîmi Okumakdan Ve Dinlemekten Çok Hoşlanır Şevk Hâlinin Gâlib Olduğu Zamanlar Dinleyince Kendinden Geçer Ve; "daha Okumayınız, Dayanamıyorum." Buyururdu. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin mesnevî'sini De Çok Okutup, Dinlerdi. Bu Esnâda Vecd Hâli Hâsıl Olur, Coşar, İlâhî Muhabbete Gark Olurdu. Fakat Başkalarının Yaptığı Gibi Dînin Emir Ve Yasaklarına Uymayan Halleri Görülmezdi. Her Hâli Dine Uygun Olurdu.

emr-i Mâruf Ve Nehy-i An'il-münker Yapar, İnsanlara Allahü Teâlânın Emirlerini Hatırlatır, Yasaklarından Sakınmalarını Emrederdi. Bir Kerre Şimşîr Bahâdır Han Papazlara Mahsus Bir Şeyi Giyerek Huzuruna Geldi. Onu O Hâlde Görünce Darılıp Bu Vaziyette Yanında Oturmamasını İstedi. Bahadır Han, Bu Kadarına Müsâde Etmezseniz, Bir Daha Yanınıza Gelmem Dedi. "allahü Teâlâ Sizin Bir Daha Böyle Buraya Gelmenizi Nasîb Etmesin." Buyurdu. Huzûrundan Kızarak Ayrılan Bahadır Hanın İçi Rahat Etmeyip, Üzerindeki O Şeyi Çıkarıp, Huzuruna Gelerek Affını İstedi Ve Talebesi Oldu.

dünyâya Ve Dünyâlığa Rağbet Etmezdi. Zamânın Pâdişâhı Defalarca Dergâhın İhtiyaçlarını Karşılayacak Bir Yardımda Bulunmayı Teklif Ettiği Halde, Kabûl Etmedi. Vâlî Emir Han Da Dergâhın İhtiyaçları İçin Yardım Teklif Ettiğinde Talebelerinden Raûf Ahmed'e; "hediye Gönderen Emîr Hana Şu Beyti Cevap Olarak Yazınız.

biz Fakr-ü Kanâati Şeref Biliriz,

emîr Hana Söyleyin Mukadderdir Rızkımız.

ve Biz, Allahü Teâlânın Meâlen; "semâda İse, Rızkınız Ve Vâd Olunduğunuz Cennet Vardır."(zâriyât Sûresi: 22) Âyet-i Kerîmesine Güveniriz.

bir Sıkıntısı Olduğunda Din Büyüklerinin Yardımına Kavuşurdu. Şöyle Anlatır.

bir Defasında Karnım Ağrımıştı. İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin Rûhâniyetinden Yardım İstedim. O Anda Kendisini Gördüm. Yanıma Teşrîf Edip, Rahatsızlığımı Giderdiler.

peygamber Efendimizi Son Derece Seven Abdullah-ı Dehlevî, O'nun Şerefli İsmini Duyduğunda, Kendinden Geçecek Gibi Olurdu. Bir Kere Hizmetçisi Ona; "resûlullah'ın Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Manzûru Yâni Nazar Buyurdukları Bir Zâtsın." Demişti. Bu Sözden Duyduğu Mânevî Hazla Birden Yüzlerinin Rengi Değişti Ve Hizmetçinin Alnından Öpüp; "ben Kim Oluyorum Ki, Resûlullah Efendimizin Manzûru Olayım." Deyip Tevâzu Gösterdiler.

yakın Talebeleri Anlatırlar; "mübârek Hocamızın Odasından Zaman Zaman Çok Güzel Kokular Duyardık. O Zaman, Resûlullah Efendimiz Sallallahü Aleyhi Ve Sellem İle Büyük Âlim Ve Evliyânın Rûhlarının Ziyârete Geldiklerini Anlardık. Hocamız, Peygamber Efendimizin Sünnet-i Şerîflerine O Kadar Bağlıydı. Bir Gün Bize; "biz Muhabbet Şerbetini İçenlerdeniz. Bizim Muhabbetimizin Artmasına Sebep; Kalblerimize Çeşit Çeşit Zevk Bahşeden Hadîs-i Şerîfler Ve Salevât-ı Şerîfelerdir." Buyurdu.

giyiminde Resûlullah Efendimize Uyar, O'nun Gibi Sert Ve Kalın Elbise Giyerdi. Birisi Kıymetli Bir Elbise Getirse Onu Satar, Parasıyla Birkaç Elbise Alır, Fakirlere Sadaka Olarak Dağıtırdı. "birkaç Kişinin Giyinmesi Bir Kişinin Giyinmesinden Daha İyidir." Buyururdu.

buyurdular Ki:

rüyâda Peygamber Efendimize Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Sual Edip; "yâ Resûlallah; "rüyâda, Beni Gören Gerçekten Beni Görmüştür." sizin Hadîsiniz Midir? Dedim. "evet." Buyurdu. Devamlı Tesbih, Sübhânellah Ve Tahmîd, Elhamdülillah Okuyup, Mübârek Rûhuna Hediye Ederdim. Bir Defâ Okuyamadım. Rüyâda Resûlullah'ı, Tirmizî'nin şemâil'inde Anlatılan Şekilde Gördüm. Geldiler Ve; "okumadın!" Buyurdular.

bir Defâ Cehennem Ateşi Korkusu Beni Kapladı. Rüyâda Resûl-i Ekremi Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Gördüm. Geldi Ve; "bizi Seven, Cehennem'e Girmeyecek." Buyurdu.

hiçbir Kerâmet Ve Hârika, Allahü Teâlâyı Sevmek Ve Peygamberlerin Efendisine Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Tâbi Olmak Gibi Olamaz. Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinde Bu İki Haslet Ziyadesi İle Var İdi.

talebelerinin Gönüllerine Tasarruf Eder, Hakk'ın Feyz Ve Bereketlerini Onların Kalblerine Akıtırdı. Bu Büyük İş, Onda Çok Görüldüğünden Binlerce Talebenin Kalbi Devamlı Allahü Teâlâyı Anar Hâle Getirdi. Yüzlercesini Cezbelere Ve İlâhî Feyzlere Kavuşturdu. Çoklarını Yüksek Makam Ve Hâllere Eriştirdi. Bununla Berâber Kerâmetleri, Allahü Teâlânın İzni Ve İlâhî İlhâm İle Gaybdan Haber Vermeleri Olurdu.

abdullah-ı Dehlevî'nin Talebelerinden İki Tanesi Bir Yolculuktan Hocalarına Dönüyordu. Yolda Kendi Aralarında Konuşurlarken; "hocamızın Yüksek Huzurlarına Kavuştuğumuzda, Bize İkrâm Olarak Ne İstiyelim?" Dediler. Biri; "bana Bir Seccâde Vermesini İsterim." Öbürü; "bana Bir Takke Vermesini Arzu Ederim." Diye Konuştu. Huzurlarına Varınca, Abdullah-ı Dehlevî Herkese, Arzu Ettiği Şeyi İkrâm Etti.

insanların Müşkillerini Çözer, Derdleri Ve İstekleri İçin Duâ Ederdi. Çoklarının İşleri Onun Duâları İle Hallolurdu.

beyt:

işlerinin Olması Mutlak Allah'dandır,

sakın Zannetmeyin Bu, Kullardandır.

 

o Yüksek Makamlar Sâhibinin Her Sözü Hârika Olup, Allah'ın Peygamberinin Sallallahü Aleyhi Ve Sellem Mûcizelerinin Şuaları İdi.

birçokları Abdullah-ı Dehlevî'yi Rüyâda Görüp, Büyüklerin Yolunu Anlar, İçine Düşen Şevk İle Huzûrlarına Gelir, Yüksek Makamlara Kavuşup, Memleketlerine Dönerdi. Talebeleri Çok Olduğu Hâlde, Teveccühleri İle Herbirini Makamdan Makâma Geçirir, Hâlden Hâle Kavuştururdu. Teveccühünün Kuvveti Sâyesinde, Senelerce Sürecek İşleri, Günlere Sığdırırdı. Pek Çok Fâsık, Fâcir Ve Günahkar, Yüksek Nazarları, Bakışları İle Tövbe Edip, Doğru Yola Geldiler. Bir Kısım Kâfirler De Küçük Bir İltifâtı İle Müslüman Oldular.

bir Gün Yakışıklı Bir Gayr-i Müslim Genç, Abdullah-ı Dehlevî'nin Meclisine, Severek Gelip, Sohbetini Dinlemeye Başladı. Mec.

meclistekilerin Hepsi Bu Hâle Hayret Ettiler. Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin Mübârek Nazarları O Gence Değince, Gencin Kalbinde Bir Değişiklik Oldu. Hemen Müslüman Oldu.

beyt:

evliyâyla, Onları Candan Severek Otur,

onlarla Oturan Kul, Kalkınca Sultan Olur.

 

abdullah-ı Dehlevî Hazretlerine Hasta Sâhipleri Gelir, Hastalarının Şifa Bulması İçin Duâ Etmesini İsterlerdi. O Da, Gelenleri Boş Çevirmez, Sıhhate Kavuşmaları İçin Duâ Buyururdu. Allahü Teâlâ, Böyle Sevgili Bir Kulunun Duâsını Kabûl Buyurduğu İçin, Hasta Ânında İyi Olurdu. Bunu İşiten Herkes, Abdullah-ı Dehlevî'nin Hâne-i Saâdetlerinin Önünde Birikip, Dertlerine Derman Ararlardı.

talebesinden Mevlevî Kerâmetullah, Zâtülcenb Hastalığına Yakalanmışdı. Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin Elini Hastanın Üzerine Temas Ettirmesiyle, Hastalık Allahü Teâlânın İzniyle Geçti.

delhi Câmisinin İmâmı Mevlevî Fadl Ahmed'in Çocuğu Uzun Zamandır Hasta Yatıyordu. Bir Gece Rüyâda, Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Kendi Evine Gelip, Hasta Oğluna Bir Şey İçirdi. Sabah Olunca Oğlunun Tamâmen İyileştiğini Gördü. Çok Sevindi. Sıdk Ve Hâlis Bir Niyet İle Biraz Para Alıp, Huzûruna Geldi Ve; "bunları Kabûl Ediniz." Diye Arzetti. Abdullah-ı Dehlevî Tebessüm Edip; "bu Bizim Geceki Hizmetimizin Ücreti Midir?" Diyerek Keşf-i Kerâmet Buyurduğunda, Mevlevî Fadl Ahmed; "hayır Efendim, Bunlar, Bu Geceki, Lütuf Ve İnâyetinize Şükür Bile Olamaz." Dedi.

abdullah-ı Dehlevî, Bir Gün Hakîm Nâmdâr Hanı Ziyârete Gitti. Onu Sekerât Hâlinde, Gözlerini Kapamış Ve Şuûru Gitmiş Buldu. Yakınları; " Hastalığının Gitmesi İçin Allahü Teâlâya Teveccüh Ediniz" Dedi. O Da, Hastaya Bir Baktı. O Anda Hastanın Şuûru Yerine Geldi, Gözlerini Açtı. Bir Müddet Onunla Konuştu. Abdullah-ı Dehlevî Kalkıp Mübârek Adımını, Kapısından Dışarı Atıp Çıkınca Hasta Hemen Vefât Etti.

ölüm Hâline Yaklaşan Birisini, Dostlarından Biri Sırtına Alıp, Seher Vaktinde Abdullah-ı Dehlevî'nin Huzûruna Getirdi. Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Duâ Ettikten Sonra Hastaya Teveccüh Buyurdu, O Anda Hasta İyileşti.

talebelerinin Büyüklerinden Mîr Ekber Ali'nin Akrabâsından Bir Kadın Hastalanmıştı. Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinden, Hastalığının Azalması İçin Duâ Ricâ Etti. Fakat O Duâ Etmedi. Duâ Etmesini İstirhâm Edince; "bu Kadın, On Beş Günden Çok Yaşamaz." Buyurdu. Allahü Teâlânın Takdîri İle On Beşinci Gün Vefât Etti. Lâkin Mîr Ali, Kadına Teveccüh Edip, Hastalığının Kalkmasına Uğraşdı. Ama Yaşamasına Fayda Vermedi. Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Cenâzesinde Bulundu Ve; "mîr'in Teveccühlerinin Bereketi, Bu Hanımın Üzerinde Açıkça Görülmektedir." Buyurdu.

delhi'de Kıtlık, Kuraklık Olmuştu. Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Mescidin Avlusuna Çıkıp, Kızgın Güneşin Altında Oturdu Ve Yağmur Yağması İçin Allahü Teâlâya Niyazda Bulundu. Çok Geçmeden Yağmur Yağdı.

talebelerinin İleri Gelenlerinden Ahmed Yâr, Ticâret İçin Sefere Çıkmıştı. Dönerken Hocası Abdullah-ı Dehlevî'yi Yanında Yürüyor Gördü. Ahmed Yâr'a; "hızlı Yürü, Kâfile Geride Kalsın! Çünkü Yolda, Soyguncular, Yol Kesiciler Vardır. Kâfileyi Basmak İstiyorlar." Buyurdu Ve Kayboldu. Ahmed Yâr Sonradan Bu Hadiseyi; "acele Ettim. Kervândan Çok İleri Geçtim. Yol Kesiciler Gelip, Ardımdan Kâfileyi Bastılar. Ben Kurtuldum. Sağ Sâlim Evime Geldim." Diye Anlattı.

hazret-i Zülf Şâh Anlattı:

abdullah-ı Dehlevî'yi Ziyârete Gidiyordum. Fakat Onu Hiç Görmemiştim. Memleketim Delhi'den Çok Uzaktı. Yolu Şaşırdım. Heybetli Bir Zât Karşıma Çıkarak Yolu Gösterdi. "sen Kimsin?" Dedim. "ben, Ziyâreti İçin Yola Çıktığın Kimseyim." Buyurdu. Bu Hâl, Başımdan İki Kere Geçti.

ahmed Yâr'ın Amcası, Sultan Tarafından Hapsedilmişti. Ahmed Yâr Ağlayarak Hocasının Huzûruna Geldi Ve Durumu Arz Etti. Abdullah-ı Dehlevî; "birisini Gönder, Onu Hapisten Çıkarsın." Buyurdu. Ahmed Yâr İse; "bu Nasıl Olur, Kale Muhafız Askerler Ve Nöbetçilerle Kuşatılmıştır." Dedi. Hocası Da; "sen Orasını Düşünme, Sözümü Dinle Git, Onu Kurtarırsın." Buyurdu. Ahmed Yâr; "gittik, Onu Hapisten Kurtardık Ve Nöbetçilerden Hiçbiri Bize Müdâhalede Bulunmadı." Diye Anlattı.

abdullah-ı Dehlevî'nin Huzûruna Bir Şahıs Gelip; "ey Efendim! Oğlum İki Aydan Beri Kayıptır. Çocuğumu Bana Vermesi İçin Allahü Teâlâya Duâ Eder Misin?" Dedi. O Da; "çocuğunuz Evdedir." Buyurdu. Gelen Çok Şaşırarak; "ben Şimdi Evden Buraya Geldim." Deyince Tekrar; "evinize Gidiniz. Çocuğunuz Evdedir." Buyurdu. O Kimse Emre Uyarak Evine Gitti Ve Gerçekten Çocuğunu Evde Buldu.

meyân Ahmed Yâr Anlatır:

bir Gün Mübârek Hocam İle Birlikte, Kızı Vefât Etmiş Olan Yaşlı Bir Hanımın Evine Tâziyeye Gittik. Hazret-i Şeyh, O Hanıma Hitâben; "allahü Teâlâ, Sana Ona Karşılık Daha İyisini İhsân Eder." Dedi. Kadın; "hocam! Ben İhtiyârım, Kocam Da Çok İhtiyârdır. Bu Durumda Bizim Artık Çocuğumuz Olmaz." Diye Cevap Verince, Hocam; "hak Teâlâ Her Şeye Kâdirdir." Buyurdu. Sonra Birlikte O Evden Çıktık Ve Eve Bitişik Bir Mescide Geldik. Hocam Abdestini Tâzeledi Ve İki Rekat Namaz Kıldı. O Kadına Çocuk Vermesi İçin Allahü Teâlâya Duâ Etti. Sonra Bana Dönüp; "allahü Teâlâya, O Kadına Bir Çocuk Vermesi İçin Arz-ı Hâcette Bulundum. Duâmın Kabûl Olduğuna Dâir Alâmetleri Gördüm. İnşâallah Çocuğu Olacaktır." Buyurdu. Daha Sonra Hocamın Buyurduğu Gibi, Allahü Teâlâ, O Kadına Bir Oğul Verdi Ve Çok Yaşadı.

onu Üzenler Yaptıklarının Zararını Görürlerdi.

hakîm Rükneddîn Han Başvezir Olunca, Abdullah-ı Dehlevî, Sevdiklerinden Birini Bir İş İçin Ona Gönderdi. Rükneddîn Han İlgilenmedi. Abdullah-ı Dehlevî'nin Kalbi Kırıldı. Kısa Bir Süre Sonra Hiçbir Sebep Yok İken Rükneddîn Han Azlolundu Ve Bir Daha O Yüksek Makâma Gelemedi. Başka Bir Seferinde Delhi Vâlisine Kalbi Kırıldı Ve O Gün Vâli Azledildi.

mübârek Dergâhlarının Yakınında, Eshâb-ı Kirâma Düşman Olan Biri Vardı. Abdullah-ı Dehlevî'nin Talebesi Çok Olduğundan Dergâh Küçük Geliyordu. Bunun İçin Genişletilmesi Lâzımdı. Kadından, O Yeri İstediler. Kadın Vermedi. Nihâyet Delhi'nin İleri Gelenlerinden Hâkim Şerîf Hanı Ona Gönderdiler Ve; "eğer Satıp, Para Almaktan Utanıyorsan, Kıymetini Gizli Olarak Gönderelim. Siz, Nezr, Hediye Gibi Bir İsimle Bize Verdiğinizi Söyleyin." Dediler. Allahın Velî Kullarına Düşman Olan Bu Kadın, Hâkim'in Sözünü Kabûl Etmedi. Ayrıca Abdullah-ı Dehlevî Hakkında, Râfızîlerin Âdetleri Olduğu Üzere Çirkin, Kaba Sözler Söyledi. Hâkim Kalktı. Abdullah-ı Dehlevî'nin Yanına Geldi Ve Durumu Anlattı. Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Ellerini Açarak; "yâ Rabbî, Söylediklerini Duydun!" Dedi. Allah'ın Takdîri İle O Evde Bulunanlardan Bir Çocuk Hâriç, Hepsi Kısa Zamanda Öldü. Çocuk Da Hastalandı. Anladılar Ki, Yaptığımız Kötü İş Sebebiyledir. O Çocuğu Abdullah-ı Dehlevî'nin Huzuruna Gönderdiler. O Yeri De Hediye Ettiler.

abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin En Büyük Kerâmeti, Yetiştirdiği Binlerce Âlim Ve Evliyâdır. Bunlar İçinde En Büyükleri; Mevlânâ Hâlid Ziyâeddîn Bağdâdî, Ebû Sa'îd Fârûkî, Mevlânâ Beşâretullah, Mevlânâ Pîrzâde, Rauf Ahmed, Mevlânâ Muhammed Cân, Mevlânâ Fâdıl Gulâm, Mevlânâ Şeyh Sa'dullah Sâhib, Mevlânâ Şeyh Abdülkerîm, Mevlânâ Şeyh Gulâm Muhammed, Mevlânâ Abdurrahmân, Mevlâna Seyyid Ahmed, Mevlânâ Seyyidabdullah Mağribî, Mevlânâ Pîr Muhammed Ve Mevlânâ Muhammed Münevver'dir.

abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin Gönülleri Ferahlatan, Kalplere Neşe Ve Sevinç Veren Söz Ve Sohbetleri Ayrı Bir Nîmet Sofrası İdi. Buyururdu Ki:

"dünyâ Sevgisi Bütün Kötülüklerin Başıdır. Günahların Başı İse Küfrdür, Îmânsızlıktır."

"hizmet Görmek İsteyen Hocasına Hizmet Etsin."

"nefsinin Arzularına Tâbi Olan, Allahü Teâlâya Nasıl Kul Olur? Ey İnsan! Kime Tâbi İsen Onun Kulu Olursun."

abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Yanında Bulunanları Terbiye Edip, Yetiştirdiği Gibi Uzakta Olanlara Da Mektupları İle Doğru Yolu Anlatır, Gaflet, Allahü Teâlâyı Ve Âhireti Unutmaktan Uyandıracak Nasîhatlarda Bulunurdu.

bir Mektûbunda Şöyle Buyurdu:

yüksek Makamlar Ve Beğenilen Hâller Sâhibi Ahmed Han! Allahü Teâlâ Size Selâmet Versin. Esselâmü Aleyküm Ve Rahmetullah. Münşî Naîmüddîn Han, İyi Hâllerinizden Çok Bahsettiler. Bunun İçin, Bu Birkaç Satır, Kırık Dökük İfâdeler Yığını Mektubu Yazdım Ki, Uzakta Kalmış Olanları İnâyet Nazarınızdan Unutmayasınız Ve Teveccüh Ediniz. Zîrâ Bu İhtiyârın Ömrü Günah İşlemekle Geçti. Şikâyet, Gıybet, Dil Uzatma, Ayıblama, Lânet Etme, Büyükleri Anlayamama Netîcesi Sitemler Şeklinde Açık Günahlar, Yâhut Huzur İçinde Olmayan, Tecvîde Riâyet Edilmeden Namaz Kılma, Boş Ve Lüzumsuz Şeylerden Kesilmeden Oruç Tutma, Mânâsını Düşünmeden Kur'ân-ı Kerîm Okuma Ve Boş Vakitleri Allah Korkusu Ve Huzûru İle Geçirmeme Ve Sayılı Nefesleri Gafletle Harcama Şeklindeki Diğer Günahlar O Kadar Çoktur Ki, Amel Defterimi Kararttılar. Binlerce Teessüfler, Esefler Olsun Ki, Cihân Bahçesine Gül İçin Geldik, Ama Diken Topladık. Hasretler, Ziyânlar Olsun Ki, Bize Sıhhat, Âfiyet Ve Rahatlık Verildi, Hepsinin Şükründe Kusûr Ve Eksiklik Eyledik. Pişmanlıklar Olsun Ki, Kur'ân-ı Kerîm Ve Peygamber Efendimiz Gibi Eşsiz İki Nîmet İhsân Olundu. Biz İse Onların Şükründe Olacak Yerde Hâlâ Gafletteyiz. Allah Korusun. Hayretteyim. Yarın Ne Yüzle Allahü Teâlânın Ve Peygamberinin Huzûrunda Kabûl Görürüz. Bu Ne Anlayışsızlıktır. Bu Uygunsuzluk Ve Liyâkâtsizlikle, Şefâat Ve Magfiret Derecesine Ulaşmak Çok Zordur. Ancak Allahü Teâlânın Gadabını Aşmış Rahmeti, Ümîdimizdir. Mücerred İhsânı İle Muâmelesine Güveniyoruz. Yoksa Hiç Özrümüz, Özür Dileyecek Yüzümüz Yoktur.

ölüm Başımızın Ucunda, Kıyâmet Çok Yakın. İşe Yarar Hangi Ameli İşledik. İyiler Cennet'e Girip, Cennet Nîmetlerine Ve Hakk'ın Dîdârına Kavuşurlar. Bizim Gibi Gâfiller, Elli Bin Senelik Hesâb Gününde, Bizi Hesâba Çektirecek, Bırakmayacak Şeylerle Meşgûlüz. Düşünmek Lâzımdır Ki, Yarın Elde Hasret, Ziyân Kalmasın. Allah Katında Kıymetli Kulların Yaptıkları Gibi, Seher Vaktinde Kalkıp, Gözlerden Hasret Gözyaşları Akıtmağı, Mücâhede Ve Can Çıkarırcasına Gayretle İbâdet Ve Kullukta Bulunmayı Hak Teâlâ Nasîb Eylesin. Hazret-i Münşî Naîmüddîn Han Ve Sevgili Zât-i Âliniz, Husûsî Zamanlarınızda, Yolda Kalmış İhtiyarları Hatırlayınız. Gıyâbî Duâ Kabûle Daha Yakındır. Buradakiler Ve Bu Fakîr Size Her Zaman Duâ Ediyoruz. Allahü Teâlâ İki Dünyâ Seâdeti Versin." (91. Mektup)

abdullah-ı Dehlevî Namaz Hakkında Şöyle Buyurdu: Namazı Cemâatle Kılmak Ve "tumânînet" (rükûda, Secdelerde, Kavmede Ve Celsede Her Uzvun Hareketsiz Durması) İle Kılmak, Rükû'dan Sonra "kavme" (kalkıp, Ayakta Her Uzv Yerine Yerleşecek Şekilde Dik Durmak) Yapmak Ve İki Secde Arasında "celse" (dik Durma) Yapmak Bizlere Allahın Peygamberi Tarafından Bildirildi. Kavmenin Ve Celsenin Farz Olduğunu Bildiren Âlimler Vardır. Hanefî Mezhebinin Müftîlerinden Kâdıhân, Bu İkisinin Vâcibliğini, İkisinden Birisini Unutunca Secde-i Sehv Yapmanın Vâcib Olduğunu Ve Bilerek Yapmıyanın Namazı Tekrar Kılmasını Bildirmiştir. Müekked Sünnet Olduklarını Bildirenler De, Vâcibe Yakın Sünnet Demişlerdir. Sünneti Hafif Görerek, Ehemmiyet Vermeyerek Terk Etmek Küfürdür. Namazın Kıyâmında, Rükûunda, Kavmesinde, Celsesinde, Secdelerinde Ve Oturulduğu Zamânında, Ayrı Ayrı, Başka Başka Keyfiyetler, Hâller Hâsıl Olur.

bütün İbâdetler Namaz İçinde Toplanmıştır. Kur'ân-ı Kerîm Okumak, Tesbîh Söylemek (ya'nî Sübhânallah Demek), Resûlullah Efendimize Salevât Söylemek, Günahlara İstigfâr Etmek Ve İhtiyaçları Yalnız Allahü Teâlâdan İstiyerek O'na Duâ Etmek Namaz İçinde Toplanmıştır. Ağaçlar, Otlar, Namazda Durur Gibi Dik Duruyorlar. Hayvanlar, Rükû Hâlinde, Cansızlar Da Ka'dede, Oturuyor Gibi Yere Serilmişlerdir. Namaz Kılan, Bunların İbâdetlerinin Hepsini Yapmaktadır. Namaz Kılmak, Mîrâc Gecesi Farz Oldu. O Gece Mîrâc Yapmakla Şereflenen, Allahü Teâlânın Sevgili Peygamberine Uymağı Düşünerek Namaz Kılan Bir Müslüman, O Yüce Peygamber Gibi, Allahü Teâlâya Yaklaştıran Makamlarda Yükselir.

resûlullah Efendimiz; "gözümün Nûru Ve Lezzeti Namazdadır." buyurdu. Bu Hadîs-i Şerîf; "allahü Teâlâ Namazda Zuhûr Ediyor, Müşâhede Olunuyor. Böylece Gözüme Rahatlık Geliyor." Demektir. Bir Hadîs-i Şerîfte; "yâ Bilâl! Beni Rahatlandır!" buyruldu Ki; "ey Bilâl! Ezân Okuyarak Ve Namazın İkâmetini Söyleyerek, Beni Rahata Kavuştur." Demektir. Namazdan Başka Şeyde Rahatlık Arayan Bir Kimse, Makbûl Değildir. Namazı Zâyi Eden, Elden Kaçıran, Dînin Diğer Emirlerini Daha Çok Kaçırır.

îmânı Olmayan Kimsenin Cehennem Ateşinde Sonsuz Yanacağını Peygamber Efendimiz Haber Verdi. Bu Haber Elbette Doğrudur. Buna İnanmak, Allahü Teâlânın Var Olduğuna, Bir Olduğuna İnanmak Gibi Lâzımdır. Ateşte Sonsuz Yanmak Ne Demektir? Herhangi Bir İnsan Sonsuz Olarak Ateşte Yanmak Felâketini Düşünürse, Korkudan Aklını Kaçırması Lâzım Gelir. Bu Korkunç Felâketten Kurtulmanın Çâresini Arar.

bu İse, Çok Kolaydır. "allahü Teâlânın Var Ve Bir Olduğuna Ve Muhammed Aleyhisselâmın O'nun Son Peygamberi Olduğuna Ve O'nun Haber Verdiği Şeylerin Hepsinin Doğru Olduğuna İnanmak" İnsanı Bu Sonsuz Felâketten Kurtarmaktadır. Bir Kimse Ben Bu Sonsuz Yanmaya İnanmıyorum, Bunun İçin Böyle Bir Felâketten Korkmuyorum, Bu Felâketten Kurtulma Çârelerini Aramıyorum, Derse, Buna Deriz Ki: "inanmamak İçin Elinde Senedin, Vesîkan Var Mı? Hangi İlim, Hangi Fen İnanmana Mâni Oluyor?" Elbet Vesîka Gösteremeyecektir. Senedi, Vesîkası Olmayan Söze İlim, Fen Denir Mi? Buna Zan Ve İhtimâl Denir. Milyonda, Milyarda Bir İhtimâli Olsa Da, "sonsuz Olarak Ateşte Yanmak" Felâketinden Sakınmak Lâzım Olmaz Mı? Azıcık Aklı Olan Kimse Bile Böyle Felâketten Sakınmaz Mı? Sonsuz Ateşte Yanmak İhtimâlinden Kurtulmak Çâresini Aramaz Mı?

abdullah-ı Dehlevî, Ömrünün Sonlarında Hastalıklardan Çok Güçsüz Kaldı. İbâdetlerini Zevkle, Fakat Büyük Zorluklar İçinde Yapardı. Buyururdu Ki:

şu Şiiri Okuduğum Zaman Allahü Teâlâ Vücûduma Bir Güç Kuvvet Veriyor, Gençleşiyorum.

 

gerçi İhtiyârım, Kalbim Hasta, Dermansızım,

yüzünü Andıkça Kuvvet Gelir, Gençleşirim.

 

yâni; Her Ne Kadar İhtiyâr, Hasta Ve Mecâlsiz Olsam Da, Hakîkî Sevgilinin Aşkı Ve O'na Kavuşma İsteğinin Cilvelerini Gördükçe Gençleşirim.

vefâtları: Abdullah-ı Dehlevî Her Zaman Şehîd Olmayı Arzû Ederlerdi. Lâkin Buyururlardı Ki: "mürşidim Ve Üstâdımın, Yânî Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretlerinin Şehîd Edilmesinden İnsanlara Çok Sıkıntılar Geldi. Üç Sene Büyük Kıtlık Olup, Binlerce İnsan Öldü. Yine O Şehîdlik Hâdisesi Üzerine İnsanlar Arasında Olan Kavga Ve Gürültülerde Ölenler, Herkesin Bildiği Gibi Yazıya Sığmayacak Kadar Çoktu. Onun İçin Şehîd Olmaktan Vazgeçtim."

abdullah-ı Dehlevî'nin Son Hastalığında Bâsur Ve Kaşıntısı Arttı. Bu Sırada Luknov'da Bulunan Ebû Sa'îd Fârûkî'ye Kısa Zamanda Birçok Mektuplar Yazıp; "benden Sonra Yerime Siz Oturursunuz." Dediler. Bu Haberler Üzerine Ebû Sa'îd Çok Şaşırdı. Çoluk Çocuğunu Luknov'da Bırakıp Süratle Geldi. Huzurlarına Gelince; "sizinle Karşılaştığım Zaman İçimden Çok Ağlayacağım Diyordum. Fakat Öyle Bir Vakitte Geldiniz Ki, Ağlayacak Gücüm De Yok." Buyurup, Çok İhsânlarda Bulundular. Âdetleri Öyle İdi Ki, Hastalandığında Vasiyetnâme Yazdırırlardı. Şimdi De Hem Yazdırdılar Hem Söz İle Anlattılar Ve Buyurdular Ki:

"devamlı Zikrediniz. Büyüklere Bağlılığınızı Muhâfaza Ediniz. Güzel Ahlâklı Olup, İnsanlarla İyi Geçininiz. Kazâ Ve Kader Husûsunda Nasıl Ve Niçini Bırakınız. Yol Kardeşleri İle Birlik Olmayı Lâzım Biliniz. Fakr, Kanâat, Rızâ, Teslim, Tevekkül Ve Ferâgat Üzerine Olunuz. Benim Cenâzemi, Âsâr-i Nebeviyyenin (peygamber Efendimize Âit Eserlerin) Bulunduğu Delhi'deki Büyük Câmiye Götürünüz Allah'ın Resûlünden Şefâat İsteyiniz."

yine Buyurdu Ki:

hazret-i Hâce Behâeddîn Nakşibend;

"bizim Cenâzemizin Önünde;

huzûruna Müflis Olarak Geldim,

yüzünün Güzelliğinden Bir Şey İsterim.

şu Boş Zenbilime Elini Uzat,

o Mübârek Eline Güvenirim

 

beytlerini Okuyun!" Buyurmuşlardı. Ben De, Bu Şiirin Ve Ayrıca Aslı Arabî Olan Şu Şiirin Güzel Sesle Okunmasını İstiyorum:

kerîmin Huzûruna Azıksız Geldim,

ne İyiliğim Var, Ne Doğru Kalbim,

bundan Daha Çirkin Hangi Şey Olur?

azık Götürürsün, O İse Kerîm.

 

cumartesi Günü İdi. Mevlevî Kerâmetullah Sâhib'e; "çabuk Meyân Sâhib'i Yâni Şâh Ebû Sa'îd'i (rahmetullahi Aleyh) Çağırınız." Buyurdular. Mevlevî Sâhib Acele Kalkıp, Ebû Sa'îd Hazretlerini Çağırdı. Kapıdan İçeri Girince, Bakışlarını Ona Çevirdi Ve Bu Hâlde, 22 Safer 1240 (m. 1824) Senesinde, Kuşluk Vakti Murâkabe Hâlinde İken, Bu Sıkıntılarla Dolu Dünyâdan Ayrıldılar.

vefâtı Haberini Duyan Binlerce İnsan Toplandı. Cenâze Namazı Büyük Câmide Kılındı. Şâh Ebû Sa'îd İmâm Oldu. Cenâzesi, Üstâdı Mazhâr-ı Cân-ı Cânân Hazretlerinin Medfûn Bulunduğu Kabrin Sağ Yanına Defnolundu.

bugün Oradaki Üç Kabirden Biri De Şâh Ebû Sa'îd Hazretlerinindir. Hacdan Dönerlerken Tunek'de Vefât Etti. Cenâzesini Oradan Getirip, Abdullah-ı Dehlevî'nin Sağ Yanına Defnettiler. Bu Duruma Göre, Abdullah-ı Dehlevî'nin Mezârı Ortada Olandır.

abdullah-ı Dehlevî'nin Vefâtı İçin; "nevverallahu Madca'ahü: Allahü Teâlâ Kabrini Nûrlandırsın." Ve "cân Be-hak Nakşibend-i Sânî Dâd: İkinci Nakşibend Hakka Cân Verdi." Târih Düşürüldü. Şâh Rauf  Ahmed De Pek Güzel Bir Rubâî Söyledi Ki Şöyledir:

 

zamânının Kayyûmu Şâh Abdullah-ı Dehlevî,

vefât Etti, Açıldı Ona Cennât-i Naîm.

kalbimden Vefâtına Târih Aradım, Buldum:

fî Ravhın Ve Reyhânın Ve Cennât-in-na'îm (1240)

 

abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin Büyüklüğünü En Güzel, Talebesi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri Meşhur Dîvânında Şöyle Anlatmıştır:

"mübârek Hocam Karanlık Ufukları Aydınlatıp, Mahlûkâtı Dalâletten Hidâyete Kavuşturmaya Vesîle Oldu.

o, Hidâyet Yıldızı, Karanlık Gecelerin Dolunayı, Takvâ Ummânı, Feyzler Defînesi, Yüksek Hâller Ve Kerâmetler Hazînesidir.

o, Hilmde Yer, Vekarda Dağlar, Ziyâ Bakımından Güneş, Yükseklikte Semâ Gibidir.

o, Dîn-i İslâmı En Güzel Bilen Bir Kaynak, İrfân Mâdeni, Mahlûkâtın Yardımcısı, İyilik Ve İhsân Menbaıdır.

o, Allahü Teâlâya Kavuşturucuların Kutbu, Evtâdın Rehberi, Mahlûkların Gavsi (yardımcısı), Ebdâl İsimli Hak Âşıklarının Maksadı, Hedefidir.

o, Mahlûkların Şeyhülislâmı, Müslümanların Baştâcı, Büyüklerin Reisi, Müşkillerde Mürâcaat Yeridir.

gizli Bir Rehberlikle En İyiye Götürücü, En İyi Yol Göstericidir. Bütün Gücü İle İnsanları Allahü Teâlâya Dâvet Edici, Çağırıcıdır.

o, Âlemlerin Rabbinin Sevdiği Bir Kuldur. Kim Onun Gösterdiği Doğru Yoldan Giderse, Sen O Kimseye; "ey Emsâllerine Rehber Olan Zât!" Diye Hitâb Et.

nefs Hevâsının Bukağısıyla Bağlanmış Nice Câhilleri, O, Bir Nazarla, Teveccühle Nefsinin Elinden Kurtarmıştır.

nice Kâmil Velîler, Ondan Yüz Çevirdiği Gibi Yüksek Hâllerden Ve Mârifetlerden Mahrûm Kalmıştır.

onun Yüksekliğini İnkâr Eden Nice Kimseler Helâk Olmuş, Allahü Teâlânın Şiddetli Azâbına Yakalanmıştır.

o, Noksan Olanların Kemâle Gelmesine Vesîle Olan, Bütün Kemâl Ehlinin De Noksanını Tamamlayandır.

şânı Yüceallahü Teâlâ, Onu, Azamet Ve Heybet Kubbesi Altında Gizlemiştir."

eserleri: 1) Makâmât-ı Mazhariyye: hocası Mazhâr-ı Cân-ı Cânân Hazretlerini Pek Güzel Anlatmaktadır. 2) Mekâtib-i Şerîfe: pek Faydalı Bilgiler Ve Nükteleri İhtiva Etmektedir.

 

keramet Ve Menkîbeleri

eyvah!..

abdullah-ı Dehlevî Müslümanlara Çok Şefkatli İdi. Seher Vakti Onlara Duâ Ederdi. Kötülük Gördüklerine De İyilik Yapardı. Hâkim Kudretullah Han Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerinin Komşusu İdi. Çoğu Zaman Abdullah-ı Dehlevî'yi Gıybet Eder, Aleyhinde Konuşurdu. Bir Gün Hapse Düştü. Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri Onu Hapishâneden Çıkartmak İçin Çok Uğraştı. Fakat Bunu Ona Söylemedi.

abdullah-ı Dehlevî'nin Meclisindi Dünyâ İle İlgili Sözler Konuşulmazdı. Birisi Gıybet Etse Ona Mâni Olur, Gıybet Edene; "o Dediğine Ben Daha Layıkım." Derdi. Bir Gün Yanında; Pâdişahı Kötülediler. O Gün Oruçlu İdi. Kötüleyene Dönerek; "eyvâh Orucumuz Gitti!" Buyurdu. "siz Kimseyi Kötülemediniz Ki!" Dendiğinde; "evet, Biz Gıybet Etmedik, Ama Dinledik. Gıybette Söyleyende Dinleyen De Aynıdır." Buyurdu.

 

o'ndan Gelene Râzıyız!

abdullah-ı Dehlevî'nin Mübârek Vücûtlarında Birkaç Tane Hastalık Vardı. Bu Hastalıklar Sebebiyle Namazlarını Özürlü Kılardı. Bunu Bilen Dostlarından Biri Dayanamayıp; "efendim! Herkes Hastalıktan Kurtulmak İçin Sizden Duâ İstiyor. Cenâb-ı Hak Da Duâlarınızı Reddetmiyor. Her Gelen, Şifâya Kavuşarak Huzûrunuzdan Ayrılıyor. Hâlbuki Sizdeki Hastalıkları Biliyoruz. Duâ Buyurup Da Bu Dertlerden Kurtulsanız Olmaz Mı?" Diye Sordu. O Da; "onlar Hastalıktan Kurtulmak İçin Duâ İstiyorlar. Biz İse, Allahü Teâlânın Verdiği Bu Dert Ve Belâlardan, O Gönderdiği İçin Râzıyız. Dert Ve Belâlar, Kemend-i Mahbûb Olduğundan Allahü Teâlâ, Bu Dertleri Sevdiği Kullarından Dilediklerine Verir. Bu Sebeple Dertlerin Bizden Gitmesini Değil, Gönderilmesini İsteriz." Buyurdu.

o, İnsanların Sıkıntılardan Kurtulmalarına Yardımcı Olurdu.

 

sâdık Talebe!

abdullah-ı Dehlevî Buyurdu Ki;

talebe, Sâdık Olan Tâlib Demektir. Allahü Teâlânın Sevgisi İle Ve O'nun Sevgisine Kavuşmak Arzusu İle Yanmaktadır. Bilmediği, Anlayamadığı Bir Aşk İle Şaşkın Hâldedir. Uykusu Kaçar, Göz Yaşları Dinmez. Geçmişteki Günahlarından Utanarak Başını Kaldıramaz. Her İşinde Allah'dan Korkar, Titrer, Allahü Teâlânın Sevgisine Kavuşturacak İşleri Yapmak İçin Çırpınır. Her İşinde Sabreder. Her Geçimsizlikte, Sıkıntıda Kusûru Kendisinde Görür. Her Nefeste Allah'ını Düşünür. Gaflet İle Yaşamaz. Kimseyle Münâkaşa Etmez. Bir Kalbi İncitmekten Korkar. Kalbleri Allahü Teâlânın Evi Bilir. Eshâb-ı Kirâm Hakkında Hayr Konuşur Ve İsimleri Anıldığında "r.anhüm" Der. Hepsinin İyi Olduğunu Söyler. Peygamber Efendimiz Eshâb-ı Kirâm Arasında Olan Şeyleri Konuşmamağı Emir Buyurdu. Sâlih Müslüman, Bunları Konuşmaz, Yazmaz Ve Okumaz. Böylece, O Büyüklere Karşı Bir Edebsizlikte Bulunmaktan Kendini Korur. O Büyükleri Sevmek, Allah'ın Resûlünü Sevmenin Nişânıdır, Alâmetidir. Kendi Bilgisi, Kendi Görüşü İle Evliyâ-yı Kirâmı, Birbirinden Aşağı Ve Yukarı Diye Ayırmaz. Birinin, Daha Yüksek, Daha Üstün Olduğu Ancak Âyet-i Kerîme, Hadîs-i Şerîf Ve Sahâbe-i Kirâmın Sözbirliği İle Anlaşılır. Muhabbet Sarhoşluğu Elbet Başkadır. Aşk Sâhibi Mâzûrdur.

 

beyitler

hastalık Nîmettir

abdullah-ı Dehlevî, Şânı Büyük Bir Velî,

meşhurdu Halk İçinde, Bir Çok Kerâmetleri.

 

bir Gün Biri Gelerek, Mübârek Huzûruna,

"oğlumuz Çoktan Beri, Kayıptır" Dedi Ona.

 

ve İlâve Etti Ki: "lütfen Duâ Ediniz,

tekrardan İhsân Etsin, Onu Bize Rabbimiz."

 

onun Bu Sözlerini, Dinleyip O Büyük Zât,

buyurdu Ki: "oğlunuz, Evindedir Şu Saat."

 

o Kimse Heyret Edip, Dedi: "ama Efendim,

şimdi Evden Ayrılıp, Huzûrunuza Geldim."

 

o Yine Buyurdu Ki: "evine Dön Ki Şu An,

rabbimiz Onu Size, Tekrardan Etti İhsân."

 

"peki Efendim" Deyip, Evine Gittiğinde,

gördü Ki Oturuyor, Oğlu Gelmiş Evinde.

 

yine Bir Gün Birisi, Ölüm Yatağındaki,

hastasını Sırtlayıp, Geldi Bir Seher Vakti.

 

dedi Ki:"ey Efendim, Çok Ağırdır Hastamız,

belki Bir Şifâ Bulur, Duâ Buyurursanız."

 

şöyle Bir Nazar Etti, Hastaya Bir Kerrecik,

kavuştu Sıhhatine, O Kimse Hemencecik.

 

böyle, Binlerce Kişi, Duâ Alıp O Zâttan,

şifâya Kavuşurdu, Her Türlü Mazarrattan.

 

lâkin Kendisinin De, Üç Mühim Derdi Vardı,

hattâ Namazlarını, Hep Özürlü Kılardı.

 

sevdiklerinden Biri, Buna Olup Muttali

bir Gün Kendilerine, Suâl Etti Bu Hâli.

 

"efendim, Bu Devirde, Kim Hasta Olsa Eğer,

kapınıza Gelerek, Sizden Duâ İsterler.

 

siz Bir Duâ Edince, Gelen Her Bir Hastaya,

her Biri, Duânızla, Kavuşuyor Şifâya.

 

hâlbuki Sizin Dahi, Vardır Hastalığınız,

ve Bilhassa Üçünden, Hiç Yoktur Râhatınız.

 

lâkin Hikmet Nedir Ki, Etmezsiniz Hiç Duâ?

etseniz, Size Dahi, Verir Allah Bir Devâ."

 

buyurdu Ki: "kurtulmak, İstiyor Dertten Onlar,

bu Yüzden Bize Gelip, Hep Duâ İstiyorlar.

 

biz İse Rabbimizin, Verdiği Bu Dertlerden,

o Gönderdiği İçin, Râzıyız Herbirinden.

 

mahbûb-u Kemenddir Ki, Her Musîbet Ve Belâ,

sevdiği Kullarına, Gönderir Hak Teâlâ."

 

kıtlık Vâki Olmuştu, Bir Zaman Da Delhi'de,

buna Çok Üzülmüştü, Abdullah Dehlevî De.

 

mescidin Avlusuna, Çıktı Bir Gün Nihâyet,

kızgın Güneş Altında, Oturdu Kısa Müddet.

 

dedi Ki: "yâ İlâhî, Yağmur Yağana Kadar,

buradan Gitmemeğe, Bu Kulun Verdi Karar."

 

o Böyle Söyleyince, Çok Geçmedi Aradan,

nehirler Akar Gibi, Yağmur Yağdı Havadan.

 

çok Nazlı Kullarıdır, Allah'ın Çünkü Onlar,

onların Hürmetine, Yağdırır Yağmur Ve Kar.

 

resûlullah'tan Gelen, O İlâhî Feyiz, Nûr,

onların Kalplerinden, Herkese Vâsıl Olur.

 

bu Büyük Velîlerin Hürmetine Yâ Rabbî,

bizi, Her Hâlimizde, Onlara Eyle Tâbi.

 

kaynaklar

1) Mu'cem-ül-müellifîn; Cild 6, S. 77

2) Esmâ-ül-müellifîn; C.1, S. 190

3) Makâmât-ı Mazhariyye; S. 159.

4) Hadâik-ul-verdiyye; S. 209

5) İrgâm-ül-merîd; S. 70

6) Âdab; S. 10.

7) Behçet-üs-seniyye; S.8

8) Hadîkat-ül-evliyâ; S. 122

9) Reşehât Zeyli; S.72.

10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; S. 431, 1081.

11) Rehberansiklopedisi; C.1, S.18

12) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; C.18, S. 282.

13) Nüzhet-ül-havâtır; C.7, S.306.

14) Sefînet-ül-evliya (hüseyin Vassâf); C.2, S. 28.

15) Persian Literature; C.2, S. 1034.

16) Hazînet-ül-asfiyâ; C.1, S. 703.

Yorumlar
Kod: JH9NG