Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi
Abdullah-ı Ensârî
  30 Mart 2018 Cuma , 23:32
Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi; Afganistan evliyaları, Herat evliyaları, Abdullah-ı Ensârî

evliyânın Meşhûrlarından Ve Hanbelî Mezhebinin Büyük Fıkıh Âlimlerinden. İsmi Abdullah Bin Muhammed Bin Ali El-ensârî El-hirevî'dir. Künyesi Ebû İsmâil Olup Nesebi, Türbesi İstanbul'da Bulunan Ve Eshâb-ı Kirâmın Meşhûrlarından Olan Hâlid Bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî'ye Dayanır. Bu Sebeple Ensârî Nisbesiyle Tanınmıştır. 1005 (h.396)te Herat'ta Doğdu. 1088 (h.481) Senesinde Herat'ta Vefât Etti. Türbesi Çok Ziyâret Edilen Yerlerden Biridir. Hadîs İlminde Yüksek Derecede Âlim İdi. Üç Yüz Binden Ziyâde Hadîs-i Şerîf Ezberlemiştir. Ayrıca Tefsîr, Fıkıh, Kelâm, Târih, Neseb Ve Diğer İlimlerde Âlim İdi.

dört Yaşında İlim Öğrenmeye Başladı. Dokuz Yaşından Îtibâren Kâdı Ebû Mensûr Ve Caruzî'nin Sohbetlerine Devâm Etti. Hâfızası Fevkalâde Kuvvetli İdi. Mektepte Duyduğu Ve Yazdığı Her Şeyi Hemen Ezberlerdi. Daha O Zamanlarda, Çok Güzel Şiirler Söylerdi. Gece-gündüz İlimle Uğraştı. Abdül-cebbâr El-cerrâhî, Ebû Mensûr El-ezdî, Ebû Sa'îd Es-sayrafî Ve Başka Birçok Âlimden İlim Öğrendi. Kendisinden De; Ebü'l-vakt Abd-ül-evvel, Ebü'l-feth Nasr Bin Seyyâr Ve Daha Başka Birçok Kimse İlim Öğrenip İcâzet, Diploma Aldılar.

onun Büyük Bir Âlim Ve Evliyâ Olacağını Hızır Aleyhisselâm Müjdelemiştir. Şöyle Ki:

hâce Ebû Âsım, Abdullah-i Ensârî Hazretlerinin Hocalarından Ve Akrabâsından İdi. Bir Gün Ziyâretine Gitti.hocası Kendisine Yemek İkrâm Etti Ve Sohbet Edip Bazı Şeyler Öğretti. Ebû Âsım'ın Hanımı İhtiyar İdi. Evliyâdan Mübârek Bir Hâtun İdi Ve Hızır Aleyhisselâmdan İlim Öğrenirdi. Bu Hâtun Diyor Ki:

hızır Aleyhisselâm Bize Geldiğinde, Abdullah'ı Görüp Kim Olduğunu Sordu. Böyle Sormak Onun Âdetidir. Bildiği Hâlde Yine Sorar. Ben; "filân Kimsedir." Dedim. Buyurdu Ki: "doğudan Batıya Kadar Herkes Onun Adını Duyar. Şeyh-ül-islâm İsmi İle Meşhûr Olur. Şimdi On Yedi Yaşındadır. Babası Ve Kendisi, Ne Olduğunu Bilmez. Zamanında Ondan Büyük Kimse Olmaz. Yer Yüzünde Onun Büyüklüğünü Duymayan Kalmaz."

o Gerçekten Müjdelendiği Gibi Yetişti. Kendini Tamâmen İlme Verdi. Geceleri Kandil ışığında Hadîs-i Şerîf Yazardı. Yemek Yemeğe Vakit Bulamazdı. Annesi, Ekmek Parçalarını Lokma Lokma Edip Yedirirdi. Hadîs-i Şerîf Toplamak İçin Çeşitli Memleketlere Gitti. Çok Sıkıntılara Katlandı.

ilim Uğruna Emsâline Az Rastlanan Gayret Ve Fedâkarlıklar Gösterdi.bir Defâsında Nişâbûr'dan Dezbad'e Gitmek Üzere Yola Çıkmıştı. Yolda Şiddetli Bir Yağmura Tutuldu. Koynunda Hadîs-i Şerîflerin Yazılı Olduğu Kitaplar, Nüshalar Vardı. Bunların Yağmurdan ıslanmaması İçin Yol Boyunca Rükû Vaziyetinde Eğilerek Yürüdü.

üç Yüz Âlimden Hadîs-i Şerîf Öğrendi. Bunların Hepsi Büyük Hadîs Âlimleri Olup, Hepsi De Ehl-i Sünnet İdi. Hiç Biri Bid'at Sâhibi Değildi. Tefsîr İlmini Hâce Yahyâ İmârî'den Öğrendi. Tasavvuf İlmini İse Zamanının Büyük Âlimi Ve Rehberi Ebü'l-hasan Harkânî Hazretlerinden Öğrenip Kemâle Erdi.

ilim Tahsîlini Tamamladıktan Sonra İnsanların, Allahü Teâlânın Emrine Uymaları, Yasakladıklarından Sakınmaları İçin Gayret Etti. Ömrünü İnsanların Seâdete Kavuşmaları, Allahü Teâlânın Rızâsını Kazanmaları İçin Harcadı. Dünyâya Düşkünlük Göstermedi.

abdullah-ı Ensârî, Şeyhülislâm İdi. Hanbelî Mezhebinin Büyük Âlimlerinden Olup, Çok Yüksek Bir Velî İdi. Kerâmetleri Pek Çoktur. Vâzlarında Ehl-i Sünneti Müdâfaa Eder, Mezhebsizlik Ve Bid'atlerin Kötülüğünü Anlatırdı. Allahü Teâlâya Kavuşmak Yolunda Yürümek İsteyenlerin, Evliyâya Ve Hakîkî Din Âlimlerine Çok Bağlı Olmasını İsterdi. Bu Yolda İlerleten Vâsıtaların, Onlara Olan Tam Muhabbet Ve Bağlılık Oduğunu Söylerdi. O Büyüklere Dil Uzatanların Zavallılıklarını Her Defâsında İfâde Eder Ve; "yâ Rabbî! Dostlarını Öyle Yaptın Ki, Onları Tanıyan Sana Kavuşuyor Ve Sana Kavuşmayan Onları Tanıyamıyor. Yâ Rabbî! Her Kimi Felâkete Düşürmek İstersen, Onu Dostlarının, Evliyânın Ve Gerçek İslâm Âlimlerinin Üzerine Atarsın." Buyurmuştur.

şöyle Anlatmıştır:

bir Zaman Bir Arkadaş İle Basra'ya Gittim. Altı Gün Geçtiği Hâlde, Hiç Bir Şey Yemedik. Yedinci Gün Bir Kimse Gelip Bize Birer Altın Hediyye Etti. Ben De O Altını Arkadaşıma Verdim. Gidip Yiyecek Bir Şeyler Getirdi. Berâberce Yedik. Sonra Yolumuza Devâm Ettik. Deniz Kıyısına Geldik. Kalan Bir Altını Gemiciye Verip Gemiye Bindik. Gemide, Köşede Kendi Hâlinde Oturan Biri Vardı. Namaz Vakitlerinde Kalkar, Namazdan Sonra Tekrar Kendi Hâlinde Oturmaya Devâm Ederdi. Kendisine Yaklaşıp, Bir İhtiyâcı Olursa Yardımcı Olabileceğimizi Söyledik. "olduğu Zaman Söylerim." Dedi. Bir Gün Bize; "ben, Yarın Öğle Namazından Sonra Vefât Edeceğim. Gemiciye, Sizi Sâhile Çıkarmasını Söyleyiniz. Elbiselerimden Bir Şey İsterse Veriniz. Dışarı Çıktığınız Zaman Bir Ağaçlık Görürsünüz. Orada, Büyük Bir Ağacın Altında, Benim Kefenlenme Ve Defin İşlerim İçin Herşeyi Hazırlanmış Bulursunuz. İşlerimi Tamamlayıp, Beni Oraya Defnediniz. Benim Bu Yamalı Elbisemi De Kaybetmeyiniz. Hille'ye Gittiğiniz Zaman, Zarîf Bir Genç, Sizden Bu Yamalı Elbiseyi İster. Ona Veriniz." Dedi.

hakîkaten De Ertesi Günü Öğle Namazından Sonra Vefât Etti. Bundan Sonra Biz Dediklerini Aynen Yaptık. Her Şey Tam Anlattığı Gibi Oluyordu. Hille'ye Vardığımızda, Târif Ettiği Genç Karşımıza Çıkıp; "emâneti Veriniz." Dedi. Biz, Yanımızdaki Emâneti Kendisine Teslim Ettik Ve; "allah Rızâsı İçin Bize İzâh Eder Misin? O Zât Kimdi? Sen Kimsin? Bu Olanlar Nedir?" Dedik.

"o Bir Derviş İdi. Mirâs Bırakacak Bir Malı Vardı. Kendisine Bir Vâris Taleb Etti. Beni Gösterdiler. Siz, Bir Mikdâr Bekleyin. Ben Hemen Geliyorum." Dedi. Gidip Biraz Sonra Geldi. Kendi Elbiselerini Çıkarmış Bizim Getirdiğimiz Elbiseleri Giymiş İdi. Kendi Elbiselerini Bize Verip; "bunlar Sizindir." Dedi Ve Gitti.

abdullah-ı Ensârî Hazretleri Buyurdu Ki:

"öyle Zaman Olur Ki, Allahü Teâlâ Bir Kulunu İbâdetleri İle Meşgûl Eyler. O İbâdetler, O Kulun Azıtmasına Sebeb Olur. Yâni Kibir Ve Ucba Kapılmasına Yol Açar. Yine Öyle Zaman Olur Ki, O Kulunu Bir İşe, Bir Günâha Düşürür. O Günâhı Sebebiyle Kul O Kadar Üzülür Ki, Bu Üzülmesi O Kimsenin Hidâyetine Sebeb Olur. Hâline Bakıp Gafletten Uyanır. Tövbe Ve İstigfâr Eder. Bu Her İki Durumda Da Atılgan Olmamalıdır. Allahü Teâlâ, Cesâret Ve Atılganlıkla Günâh İşleyip De; "o Bizi Affeder." Diyen Kullarını Sevmez. Günâhları Küçük Görmekten Daha Zararlı Bir Şey Yoktur. Günâhların Küçüklüğünü Değil De, Kimin Koyduğu Yasakları Çiğnemekte Olduğunu Düşünüp, Hayâ Etmelidir."

"hak Teâlânın Sevdiklerinin Yolunda Olmak İle Dünyaya Kıymet Vermek, Dünyâya Düşkün Olmak, Bir Arada Bulunmaz. Bu Yolda Bulunan Bir Kimsenin Kalbinde, Dünyânın Zerre Kadar Kıymeti Bulunursa, Yağdan Kıl Çıkması Gibi, Kolayca Bu Yoldan Çıkar. Allahü Teâlânın Dostları, Dünyâya Hiç Kıymet Vermezler, Onun İçin Gam Yemezler. Bütün Dünyâyı Bir Lokma Hâline Getirip, Bir Velînin Ağzına Koysan, İsraf Olmaz. Gerçek İsraf, Bir Şeyi Allahü Teâlânın Rızâsına Aykırı Olarak Sarfetmektir. Allahü Teâlâ, Dünyâyı Eliniz İle Terketmeyi Değil, Kalbiniz İle Terketmeyi İster Ve Beğenir."

"işlediğin Tâat Ve İbâdetleri Beğenmemelisin. O Tâat Sana Hoş Gelmemeli, Bir Lezzet Aramamalısın. Tâatini Beğenmek Şirktir. Yalnız Allahü Teâlânın Emri Olduğu İçin, Buyurulduğu Gibi, Yânî İlmihâl Kitaplarında Bildirdiği Gibi İşlemeli. Tâatini Hak Teâlâya ısmarla Ve Kendi Beğenmeni Şeytanın Yüzüne Çarp. beyt:

bir Amel Ki Kalbine Hoş Gelir.

bir Günâhtır Ki Özrü Müşkildir.

 

"bedbahtlığın, Zarar Ve Ziyân İçinde Olmanın En Açık Alâmeti, Allah Yolunda Hergün İlerleyememektir."

"malı Seviyorsan, Yerine Sarf Et De Sana Sonsuz Arkadaş Olsun! Eğer Sevmiyorsan, Ye De Yok Olsun."

"allahü Teâlâ, Kendi Rızâsını İstiyenlerin Yardımcısıdır."

"üç Kısım İlim Vardır Ki, Bunlar Tövbe, Tevekkül Ve Hakîkat İlimleridir. Tövbe İlmi Ki, Bu İlmi Seçilmişler, Büyük Zâtlar Ve Avâm, Diğer İnsanlar Kabûl Ettiler. Tevekkül İlmini, Seçilmişler Kabûl Etti, Ama Avâm Kabûl Etmedi. Hakîkat İlmini İse, İnsanların İlim, Akıl Ve Anlayış Seviyelerinin Üstünde Olduğu İçin, Çok Kimse Anlıyamadı."

"allahü Teâlânın Azâbına Müstehak Olanlar, Her An Gaflette Bulunanlardır. Bunlar, Başlarına Gelmesi Muhtemel Olan Korkunç Azâbdan Gâfil Oldukları İçin, Kendilerini Emniyette Ve Rahat Hissederler. Her Zaman Uyanık Olan Kalbler İse, Her An Korku Ve Hüzün İle Dolu Olurlar. Devamlı Âhiret İçin Hazırlık Yaparlar. Dolayısı İle Bu Kimseler Cezâya Müstehak Değildir."

"insana, Âhirete Giden Yolda Mutlaka Şu Dört Şey Lâzımdır: Birinci Olarak, Îtikâd Ve Amel. Bunun İçin Kendisine Lâzım Olan İlmi Öğrenip Tatbik Etmek Lâzımdır. Bu İlim Yolcuya Yön Verir, İdâre Eder. İkinci Olarak, Bir Zikir Lâzımdır. Bu, Yolcuya Tenhâda Arkadaşlık Eder Ve Zikir Yardımı İle Yalnızlık Çekmez. Üçüncü Olarak, Bu Yolcunun Haram Ve Şüphelilerden Sakınması Ve Dünyâya Düşkün Olmaması Lâzımdır. Bu Uygun Olmayan Düşünce Ve Başka Şeylerin Kendisini Meşgûl Etmemesine Sebeb Olur. Dördüncü Olarak, Bir Yakîn Lâzımdır. Bu Da, Yolcuyu Gideceği Yere Kadar Götürür. İşte Ömründe Bu Dört Şeyden Ayrılmayan Saâdete Kavuşur."

"dünyâ Ne Demektir Biliyor Musunuz? Gönlüne Gelen Ve Seni Allahü Teâlâdan Uzaklaştıran Her Şey Dünyâ Demektir. Seni O'ndan Başka Bir Şey İle Meşgûl Eden Her Şey De Fitnedir. Bu Kısa Ömrü, Allahü Teâlâdan Uzaklaştıran Şeylere Yaklaşmakla Geçiren, O'ndan Başka Şeylerle Meşgûl Olan Kimse, Âhiretini Harâb Etmiş Olur. Bu İse, Akıl Sâhiblerinin Yapacağı Şey Değildir."

"sıdk Ve Muhabbetin Alâmeti Ahde Vefâdır."

"nefsiniz Sizi Uygun Olmayan Şeylerle Meşgûl Etmeden Evvel, Siz Nefsinizi Hayırlı Şeylerle Meşgûl Ediniz."

"hak Teâlâya Yakın Olmayı İstememek Ve Düşünmemek Cinâyettir."

"mürşid-i Kâmilin, Yetişmiş Ve Yetiştirebilen Rehberin Mübârek Cemâlini Görmek Ve Sohbetine Kavuşmak En Büyük Ganîmetlerdendir. Onların Güzel Cemâli Ve Sohbeti Her Zaman Ele Geçmez. Onu Elden Kaçırmamalıdır. Arafat Dâimâ Olur, Fakat Onlar Dâimâ Bulunmaz. Bu Büyük Ganîmeti Lâyıkıyla Değerlendirmeli, Nîmetin Kıymetini Bilmelidir."

"birisi, Rüyâsında Peygamber Efendimizi Gördü. Evliyâdan Bir Grup İle Bir Yerde Oturuyorlardı. Herkes, O'nu Dinliyordu. Birden Semânın Kapıları Açıldı. Elinde İbrik Ve Leğen İle Bir Melek Geldi. Melek, İbrik Ve Leğen İle Herkesin Önüne Geliyor, Orada Bulunanlar Ellerini Yıkıyordu. Rüyâyı Gören Kimse En Sonda Bulunuyordu. Sıra Ona Gelince; "leğeni Kaldırın. O, Bu Tâifeden Değildir." Dediler. Melek De Leğeni Alıp Götürdü. O Kimse, Peygamber Efendimize Dönerek; "yâ Resûlallah! Ben Bunlardan Değilim Ama, Biliyorsunuz Ki, Sizi Ve Bunları Çok Seven Birisiyim." Dedi. Peygamber Efendimiz; "bunlara Muhabbet Eden Bunlardandır." Buyurdu. Bunun Üzerine Melek, Leğenle İbriği Getirdi, O Kimse De Elini Yıkadı. Peygamber Efendimiz O Kimseye Dönüp Tebessüm Ettiler Ve; "bize Muhabbet Ettikçe Bizimlesin." Buyurdular. O Kimse Bu Rüyâdan Sonra Bu Yolun Büyüklerinden Biri Oldu."

abdullah-ı Ensârî Hazretleri, Sehl-i Tüsterî Hakkında Şöyle Anlattı:

"tasavvuf Ehli Arasında;"benim Elbisem, Benim Ayakkabım." Demek Edebe Uygun Değildir. Dostlar Arasında, Hiçbir Şeyi Mülkiyetle Nisbet Etmemek, Onların Âdâbındandır. Zarûret Müstesnâ."

"kendisinden Başka İlâh Olmayan Allahü Teâlânın Kıymetli Bir Kulu Vefât Edeceği Zaman, Azrâil Aleyhisselâm Gelerek; "korkma! Erhamürrâhimîne Gidiyorsun. Asıl Vatanına Kavuşuyorsun. Büyük Bayrama Vâsıl Oluyorsun. Bu Cihan Bir Konaktır. Bu Konak Mü'minin Zindanıdır. Ödünç Olarak Sana Verilen Bu Varlık Bir Bahânedir. Bu Sebepten, Bu Bahâne Gider Ve Uzaklaşır. Hakîkat Meydana Çıkarak, Kişi Devamlı Diri Olan Allaha Kavuşur." Der. O Kul İçin, Dünyâda Bundan Daha Tatlı, Daha Hoş Ve Daha Rahat Bir Gün Olmaz."

"kişinin Sözü Amelinden Çok Olursa Noksandır. Ameli Sözünden Fazla Olursa Kemâldir."

"allahü Teâlânın Bir Kulunu Sevmediğinin Alâmeti; O Kulun, Kendisine Faydası Olmayan Boş Şeylerle Meşgûl Olmasıdır."

"ümitsizlik, Küfür İçinde Bir Kapıdır. Allahü Teâlânın Rahmetinden Ümidini Kesmek Küfürdür."

"ârif; Kalbini Allahü Teâlâyı Düşünmek, Unutmamak, Vücûdunu Da, İnsanların Rahmet-i İlâhiyyeye Kavuşmaları İçin Seferber Eden Kimsedir."

"bir Zaman Hire'ye Askerler Geldi. Askerlerden Birisi, Köylünün Birinden Atları İçin Saman Aldı. Ücretini Tam Olarak Ödedi. Köylünün İhtiyar Bir Babası Vardı. O Asker İle Dost Oldu. İhtiyar Köylü, Dostu Olan Askere Dedi Ki:

bugün, Hacılar Hac Etmektedir. Keşke Biz De Orada Olsaydık.

asker:

-ister Misin? Seni Oraya Eriştireyim. Ama Kimseye Söylememek Şartı İle, Dedi.

-söylemem.

asker, Allahü Teâlânın İzni İle Bir Anda İhtiyarı Arafât'a Ulaştırdı. Hac Edip, Lüzumlu Vazifeleri Yaptıktan Sonra, Yine Bir Anda Geri Döndüler. İhtiyar, Askere Dedi Ki:

-senin Gibi Bir Hâlde Bulunan Kimsenin, Askerlerin Arasında Durmasına Hayret Ediyorum. Bu Nasıl Oluyor?

-eğer Benim Gibi Bir Kimse Bunların İçinde Olmasa İdi, Senin Gibi Bir İhtiyar Veya Zayıf, Muhtaç Bir Dede Gelip Derdini Dökse Kim Bakardı? Kim Alâkadar Olurdu? Kim Dostluk Elini Uzatırdı? İşte Ben, Birçok Faydaları Düşünerek Bunlar Arasında Bulunuyorum. Sakın Sırrımı Kimseye Söyleme.

-peki, Diyen İhtiyar, İşin İçinde Önce Farkedemediği Nice Hikmet Ve Faydaların Bulunduğunu Anlayıp, Teşekkür Etti Ve Ayrıldılar."

"sana İyilik Eden Kimsenin Esiri Olursun. Ona Karşı Boynun Bükük Olur. Kendisine İyilik Ettiğin Kimseye Karşı İse, Tam Tersi Olur. Onun İçin, Dâima Herkese İyilik Etmeli, Faydalı Olmaya Çalışmalıdır. Nitekim Bir Hadîs-i Şerîfte; "veren El, Alan Elden Üstündür." buyrulmuştur."

"ebü'l-hüseyin İsminde Birisi, Bir Gün Hocam Husrî'yi İncitmişti. O Andan Beri Kalbimde Ona Karşı Soğukluk Duyuyorum."

abdullah-ı Ensârî Hazretleri, Âl-i İmrân Sûresi 103. Âyet-i Kerîmesinin Meâlen; "allah'ın Habline Sımsıkı Sarılın." kısmını Şöyle Tefsîr Etmektedir: "âyet-i Kerîmede Geçen; "allah'ın Habline Sımsıkı Sarılın."dan Murâd, Allahü Teâlânın Emirlerine Riâyet Ederek İbâdete Devâm Etmektir. Âyet-i Kerîmede Geçen İ'tisâmın, Sarılmanın Üç Derecesi Vardır. 

şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî'nin menâzil-üs-sâyirîn kitâbında, Hazret-i Ömer'in Bildirdiği Hadîs-i Şerîfte; "ihsân Nedir?" Suâline Cevâben Peygamber Efendimiz Buyurdu Ki:  

"ihsân, Allahü Teâlâya, Görür Gibi İbâdet Etmendir. Her Ne Kadar Sen O'nu Görmüyorsan Da, O Seni Görüyor."

bu Hadîs-i Şerîf, Pekçok Hakîkati İçerisine Almaktadır.

yine Buyurdu Ki:

"bâzı Sâlih Kimseler, Bir Hâdisenin Nasıl Netîceleneceğini Firâsetle Söyler. Bu Hâdisenin Netîcesini Allahü Teâlâ Ona Müşâhede Ettirir, Gösterir. Bu Müşâhede, O Kimsede Devamlıdır. Bâzı Kimseler De Vardır Ki, Bu Müşâhede Onda Bâzan Olur, Devamlı Olmaz. O, Onu Allahü Teâlânın Aşkının Sarhoşluğu İçinde İken Söyler Veya O Söz Dilinden Çıkar Da, Söylediği Hakîkat Olur. Ama, Onun Bu Hâlden Haberi Bile Yoktur. İşte Bu İki Hâlin Birinci Olanı, Yâni Firâseti Devamlı Olanı Makbûldür. Firâseti Devamlı Olanlara "velâyet Ehli" Denir. Bu İşler, "abdal", "ebrar" Ve "zühhâd"da Olur. Firâseti Ve Müşâhedesi Bâzan Olanlar Da "muhakkik"lerdir. Muhakkiklerde Hâdiseler, Bâzan Kapalı, Bâzan Açık Olur. Eğer Şaka İle Söyleseler; Allahü Teâlâ Onları Kırmaz, Hakîkat Eder. Eğer Gaflet İle Söylerse, Cenâb-ı Hak Yine Dediğini Vâki Eder.onlar, Allahü Teâlânın Sevgili Kullarıdır."

abdullah-ı Ensârî Buyurdu Ki:

"firâset İki Türlüdür: Birincisi, Mârifet Sâhiplerinin Firâseti Olup, Talebenin İstidâdını Keşf Etmek, Allahü Teâlânın Evliyâsını Tanımaktır. İkincisi, Riyâzet Çeken, Açlıkla Nefslerini Parlatanların Firâseti Olup, Mahlûklara Âit Gizli Şeyleri Bilmektir. İnsanların Çoğu, Allahü Teâlâyı Hatırlamayıp Gece-gündüz Dünyâyı Düşündüğünden, Dünyâ İşlerinden Ele Geçirmek İstedikleri Şeylerden Haber Verenleri Arıyor. Bunları Büyük Biliyor. Hattâ, Bunları Evliyâ, Allahü Teâlâya Yakın Sanıyorlar. Evliyânın Maârifine, Doğru, İnce Bilgilerine Dönüp De Bakmıyorlar. Belki, Bunlara Dil Uzatıp, Bunlar Allahın Sevgili Kulu Olsaydı, Gayb Olan Şeylerimizi, Gizli Düşüncelerimizi Bilirlerdi. Bizim Hâlimizden Haberi Olmıyan Bir Kimse, Mahlûkların Üstündeki İnce Bilgileri Hiç Anlıyamaz Diyerek, Evliyânın Firâsetine, Zât-ı İlâhiye Ve Sıfatlarına Olan Bilgilerine İnanmıyorlar. Böyle, Yanlış Ölçüleri Sebebi İle, O Büyüklerin Doğru İlim Ve Maârifinden Mahrûm Kalıyorlar. Allahü Teâlânın, O Büyükleri, Câhillerin Gözünden Saklayıp, Kendine Mahsûs Kıldığını Bilmiyorlar. O, Evliyâsını Dünyâ İşleri İle Meşgûl Etmeyip, Kendisi İle Meşgûl Etmiştir. Evliyâ, İnsanların Hâllerine, İşlerine Bağlansalardı, Allahü Teâlânın Huzûruna Lâyık Olmazlardı".

abdullah-ı Ensârî Hazretleri Yine Buyurdular Ki:

"âhirette Her İncinin Bir Sedefi Vardır. Her Şeyin Kendi Hâline Göre Bir Şerefi, Değeri Vardır. İnsanoğlu Da Kendisinde İlim Bulunan Bir Sedeftir. Onun Şerefi De İlim İledir. İlmi Olmayan Kimse, Câhillik İçinde Kalır, Muhabbet Kadehini İçemez, Vilâyet Libâsını Giyemez. Allahü Teâlâ Câhili Kendine Dost Edinmez."

"ilim, Çok Tekrar Ve Fazla Müzâkere İle Ele Geçer. Ayrıca Bunun İçin Az Uyumalı Ve Allahü Teâlânın Yardımını Talep Etmelidir. Âlemlere Rahmet Olan Resûlullah Efendimiz Buyuruyor Ki:

"geceleyin Allahü Teâlânın Korkusundan Ağlayan Göze Ateş Dokunmaz." bir Kimse, 40 Gün Allah İçin İhlâsla Sabahlasa, Hikmet Pınarları Zâhir Olup, Kalbinden Lisânına Akar. Peygamber Efendimiz;"mü'min, Gece Çok Ağlar, Gündüz Çok Tebessüm Eder." buyurdu."

"her Denizin Kenarı, Sonu, Her Günün Gecesi Vardır. Peşinden Gece Gelmiyecek Gün, Kıyâmet Günüdür. Ucu Bucağı Bulunmayan Deniz, Allahü Teâlânın Rahmet Deryâsıdır."

"semâ Tavanının Seyyâreleri Olduğu Gibi, Her Bir Gaflet Ve Hatânın Da Bir Keffâreti Vardır. Mü'minlerin Günahlarının Keffâreti Tövbedir."

"şükür; Nîmeti Bilmenin İsmidir. Zîrâ Şükür, Nîmeti Vereni Bilmeye Götürür. Bu Mânâdan Dolayı, Kur'ân-ı Kerîmde İslâm Ve Îmâna Şükür İsmi Verilmiştir."

abdullah-ı Ensârî Hazretlerinin Yazdığı Kıymetli Kitaplardan Bâzıları Şunlardır: 1) menâzil-üs-sâyirîn, 2) Şems-ül-mecâlis, 3) Envâr-üt-tahkîk, 4) Tefsîr-ül-kur'ân, 5) Hülâsa Fî Şerh-i Hadîs, 6) Şerh-üt-taarruf Li-mezheb-it-tasavvuf, 7) Menâkıb-ı İmâm-ı Ahmed Bin Hanbel.

 

keramet Ve Menkîbeleri

parmağını ısırdı!

abdullah-ı Ensârî, Talebelik Yıllarını Şöyle Anlatır:

"kışın Cübbem Yoktu. Hava Da Çok Soğuk İdi. Evimde Ancak Üzerinde Yatabileceğim Kadar Bir Hasırım Vardı. Üzerimi De Bir Keçe Parçası İle Örtüyordum. Keçeyi Başıma Doğru Çeksem Ayağım, Ayağıma Doğru Çeksem Başım Açık Kalırdı. Yastık Olarak Da Bir Kerpiç Kullanırdım. Bir De, Meclislerde Giydiğim Elbiseyi Asacak Bir Çivi Vardı. Bir Gün, Büyük Zâtlardan Birisi Bize Geldi Ve Hâlimi Gördü. Parmağını ısırıp Ağlamaya Başladı. Bir Müddet Sonra, Başından Sarığını Çıkarıp Önüme Koydu. "buna Benden Çok Sen Lâyıksın." Demek İstedi."

 

birşey İsteyemezdim

abdullah-ı Ensârî Anlatır:

"maddî Gücüm Olmadığı İçin, Talebelerime Bir Şey Alamazdım. Kimseden De Bir Şey İsteyemezdim. Bu Sebepten Gönlümde Bir Elem Vardı. Bir Kimse, Hazret-i Danyal Aleyhisselâmı Rüyâsında Görmüş. Ona; "falan Dükkânı Abdullah'a Ver Ki, Kazancını Talebelerine Dağıtsın." Buyurmuş. O Kimse De Bunu Kabûl Etmiş. O Şahıs, Bu Rüyâdan Sonra Dükkânın Kazancını, Talebelere Dağıtmak Üzere Bana Verdi."

"şu İki Kimseden Daha Büyük Bir Âlim Görüp İşitmedim. Onlar; Harkan'da Ebü'l-hasan-ı Harkânî Ve Herat'ta Abdullah Et-tâkî'dir. Ebü'l-hasan-ı Harkânî Hazretlerinin Talebeleri Bana; "otuz Senedir Hocamızın Sohbetiyle Şerefleniriz. Sana Gösterdiği Alâka Ve Muhabbet Gibi Kimseye Göstermedi. Sana İhsân Ettiği Gibi, Başkasına Böyle İhsân Ettiğini Görmedik." Dediler.

bir Gün, Ebü'l-hasan-ı Harkânî Hazretlerine; "efendim, Bir Şey Sormak İstiyorum." Dedim. O Da; "sor, Ey Benim Çok Sevdiğim Abdullah!" Dedi. Beş Suâl Sordum. İkisini Lisân-ı Hâl İle, Yaşayarak, Üçünü De Lisân-ı Kâl İle, Söyleyerek Cevaplandırdı. İki Elimi Dizinin Üzerinde Tutmuş İdi. Bu Hâl Beni Çok Etkiledi. Öyle Çok Ağladım Ki, Gözlerimden Devamlı Gözyaşı Akıyordu. Tasavvufu Ebü'l-hasan Harkânî Hazretlerinden Öğrendim.

birincisi; Normal İnsanların Sarılması Ki, Allahü Teâlâdan Gelen Emir Ve Yasaklara Sarılıp, Devâm Etmektir. Bu Kısımda Bulunan İnsanların İbâdet Ve Tâatı, Yakîn Elde Etmek İçindir. Bu, Allah'ın İpine (kur'ân-ı Kerîme) Sarılmaktır. İkincisi; Seçilmişlerin Sarılması Olup, Bunların Emir Ve Yasaklara Uymaktaki Gayretleri, Allah'tan Başka Her Şeyden Kesilmek, O'na, O'nun Emirlerine Teslim Olmaktır. Bu Da Urvet-ül-vüskâdır. Üçüncüsü; Seçilmişlerin Seçilmişlerinin Sarılması Ki, Bunların Emir Ve Yasaklara Uymaktaki Gayretleri, Allahü Teâlâyı Müşâhede Etmek, O'nun Yakınlığı İle Meşgûl Olmak Nîmetine Kavuşmak İçindir. Buna Da İ'tisâm-ı Billah Denir."

 

kaynaklar

1) Tabakât-ı Hanâbile; C.2, S.247

2) Mu'cem-ül-müellifîn; C.6, S.133

3) Şezerât-üz-zeheb; C.3, S.365

4) Tezkiret-ül-huffâz; C.3, S.1183

5) Esmâ-ül-müellifin; C.1, S.452

7) El-a'lâm; C.4, S.122

8) Tabakât-ül-müfessirîn (süyûtî); S.15

9) Tabakât-ı Hanâbile Zeyli; C.1, S.50

10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; S.977

11) Esâb-ı Kirâm; S.305

12) Rehber Ansiklopedisi; C.1, S.19

13) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî; C.2, Mk.92

14) Kıyâmet Ve Âhiret; S.201

15) İslâm Âlimleriansiklopedisi; C.4, S.306

16) Sefînet-ül-evliyâ; S.169

Yorumlar
Kod: 41T71