Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi
Abdullah-ı İlâhî
  30 Mart 2018 Cuma , 23:33
Evliyalar, Alfabetik Evliyalar Listesi; Bulgaristan evliyaları, Vardar Yenicesi evliyaları, Abdullah-ı İlâhî

anadolu Evliyâsının Büyüklerinden. Şah-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî Hazretlerinin Yolunu Buhârâ'da Ubeydullah-i Ahrâr'dan Alarak Anadolu'ya İlk Olarak Getirip Yayan Âlim. Germiyanoğulları Beyliğinin Sınırları Dâhilinde Olan Kütahya'nın Simav Kasabası Civârında Bir Köyde Doğdu. 1491 (h.897) Yılında Rumeli'nde Vardar Yenicesi'nde Vefat Ederek Oraya Defnedildi.

ilk Tahsîlini Simav'da Tamamladıktan Sonra İstanbul'a Gitti. Zeyrek Medresesinde Büyük Âlim Alâeddîn Tûsî'nin Talebesi Oldu. Zahirî İlimlerde İlerledi. Hocası Alâeddîn Tûsî, Hocazâde İle Yaptığı Münazara Netîcesinde İran'dakirman Taraflarına Gitti. En Çok Sevip Takdir Ettiği Talebesi Abdullah-ı İlâhî'yi De Yanında Götürdü. Abdullah-ı İlâhî, Kirman'da Da Bir Müddet İlim Tahsîl Etti. Fakat Bir Türlü Tatmin Olmadı. Zâhirî İlimleri Bırakıp Bâtınî İlimlerle Uğraşmayı Arzu Etti. Hattâ Bütün Kitaplarını Yakmak Veya Suya Atmak Gibi Bir Düşünceyle Karşı Karşıya Kaldı. Yanına Gelen Evliyâdan Bir Zâtın Tavsiyesi İle İhtiyâcı Olmayan Kitapları Satıp Parasını Fakirlere Dağıttı. Bilahare Semerkant'a Gitti. Bu Sırada Semerkant'ta Yâkub-ı Çerhî Hazretlerinin Talebesi Ve Halîfesi Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr, Hâce Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî'nin Yolunu Yaymak Ve İnsanlara İslâm Ahlâkını Anlatmakla Meşgûldü. Binlerce Talebe Etrafında Feyz Almak, Allahü Teâlânın Râzı Olduğu Yolu Öğrenmek İçin Çırpınıyordu. Abdullah-ı İlâhî De, Bu Seçilmişlerin Halkasına Dâhil Oldu. Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretlerinin Talebelerinin Ehl-i Sünnet Îtikâdına Bağlılığını, Resûlullah Sallallahü Aleyhi Ve Sellemin Sünnet-i Şerîfine Uymaktaki Gayretlerini Görüp Hayran Kaldı. Yıllarca Semerkant'ta Kalıp Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretlerinin Hizmetinde Bulundu. Feyzlerinden İstifâde Etti. Hocasının Emriyle Buhârâ'ya Gidip Behâeddîn-i Buhârî Hazretlerinin Kabrini Ziyâret Etti. Orada Bir Yıl İnsanlardan Uzak Kalarak Yalnız İbâdetle Meşgûl Oldu. Behâeddîn-i Buhârî Hazretlerinin Rûhâniyetinden Feyz Aldı. Çok Zaman Behâeddin-i Buhârî'nin Kabri Yarılarak Dışarı Çıkar, Rüyalarını Yorumlar, Çeşitli İltifatlarda Bulunurdu. Zâhirde Hocası Ubeydullah-ı Ahrâr Olmasına Rağmen, Hakikatte Tasavvuf Yolunu Hâce Behâeddîn-i Buhârî Hazretlerinden Üveysî Olarak Tahsîl Etti. Daha Sonra Tekrar Semerkant'a Döndü. Bir Müddet Daha Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretlerinin Hizmetinde Bulunup Tasavvufta Yüksek Derecelere Kavuşarak İcâzet Aldı. Sonra Seyyid Ahmedbuhârî İle Birlikte Anadolu'ya Gönderildi. Gelirken Herat'ta Mevlânâ Abdurrahmân Câmî (v.1492) Ve Diğer Büyükler İle Görüşüp Sohbet Etti. Anadolu'ya Gelip Memleketi Olan Simav'da Yerleşti. Hak Âşıkları, Kısa Zamanda Onun Büyüklüğünü Anlayarak Etrafına Toplandılar. Sohbetinde Bulunmayı Câna Minnet Bildiler.

abdullah-ı İlâhî Hazretleri De, Hocasından Öğrendiklerini Anadolu'da Yaymayı Kendisine Vazîfe Edinip, İnsanların Huzur Ve Saâdete Kavuşmaları İçin Gece Gündüz Çalıştı. Muhammed Behâeddîn-i Buhârî Hazretlerinin Dergâhından Aldığı Feyzleri Anadolu'da İlk Yayan Velî Oldu. Bir Müddet Sonra Anadolu Kâdıaskeri Manisalızâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi(v.1483)'nin Dâveti Üzerine Fâtih Sultan Mehmed Hanın Vefât Ettiği Günlerde İstanbul'a Geldi (1481). Kâdıasker Mehmed Çelebi'nin Gösterdiği Odaları Ve Teklifleri Kabul Etmeyip, Daha Önce İlim Tahsîl Ettiği Zeyrekcâmii Etrâfındaki Vîrâne Hâline Gelmiş Boş Medrese Odalarını Tercih Etti. Orada Yerleşti. Şeyh Ebü'l-vefa Konevî Gibiallah Dostları İle Sohbet Etti. İstanbullular Onun Gelişini Rahmet Bilip, Sohbetine Koştular. Az Zamanda Halktan Ve Devlet Adamlarından Birçok Kimse, Abdullah-ı İlâhî'nin Talebeleri Arasında Yer Aldı.

bunlardan Biri De Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretlerinin Torunlarından Âbid Çelebi İdi. Kâdılık Hizmetini Bırakarak Abdullah-ı İlâhî'ye Talebe Olmuştu. Bir Gün Zeyrek Câmiinde Âbid Çelebiye Sâdece Onun Farkedebileceği Bir Kerâmet Göstererek İltifâtlarda Bulundu. Bunun Sebebini Soran Talebesi Uzun Musluhiddîn'e;

"insanların Meşrebleri Ayrı Ayrıdır. Avâmın Çocukları Dayaktan, Büyüklerin Çocukları Lütuftan Anlar. Ona İltifât Etmesem, Beni Ve Bu Büyüklerin Yolunu Bırakır." Buyurdu.

yine Âbid Çelebi, Abdullah-ı İlâhî'nin Dergâhına Uzun Bir Müddet Devam Ettikten Sonra Kalbinin Açılmadığını Fark Edip Muhyiddîn İskilibî (şeyh Yavsî) Hazretlerine Talebe Olmayı Kalbinden Geçirdi. Kafası Bu Düşüncelerle Dolu Olarak Zeyrek Câmiinde Namaz Kıldı. Namazdan Sonra Hocası Abdullah-ı İlâhî Kendisine Dönüp; "seni Namaz Kılarken Muhyiddîn İskilibî'nin Şeklinde Gördüm." Buyurdu. Bunun Üzerine Âbid Çelebi, Özür Dileyip Hocasının Elini Öptü Ve Hizmetine Devam Etti. Gün Geçtikçe Gönlü Açılıp Ard Arda Gelen Feyzlere Kavuştu.

halkın Ve Devlet Erkânının İltifatları, Abdullah-ı İlâhî Hazretlerini İstanbul'dan Uzaklara Gitmeye Zorladı. Zâten Meşhur Osmanlı Kumandanı Evrenos Beyin Oğlu Ahmed Bey, Sancakbeyi Olduğu Vardar Yenicesi (selanik Yakınlarında)' Ne Dâvet Edip Duruyordu. Abdullah-ı İlâhî Hazretleri Çok Sevdiği Ahmed Beyin Arzusuna Uyup Vardar Yenicesi'ne Gitti. Seyyid Ahmed Buhârî Hazretlerini İstanbul'da Yerine Halîfe Bıraktı. Teşrifi İle Vardar Yenicesi Şenlendi. Şehir Onun Hürmetine Îmâr Edildi. Câmiler, Hanlar, Medreseler, Darü'l-hadîs, Tekke Ve Türbeler İnşâ Edildi. İnsanlar Bu Allah Adamının Sohbetinden İstifâde Etmek, Meclisinde Bulunmak İçin Yarış Ettiler.

bir Gün İhtiyar Bir Kadın Abdullah-ı İlâhî'nin Meclisine Gelip Bir Müşkülü Olduğunu Arzetti. O Gece Rüyasında Kendisini Kurbağa Şeklinde Gördüğünü Söyledi. Abdullah-ı İlâhî; "hayırdır İnşaallah Korkacak Bir Şey Yok." Buyurup, Kendi Haliyle Meşgul Oldu. Ama Bu Cevap Kadını Tatmin Etmemişti. Bir Kenarda Bekledi. Biraz Sonra Başını Kaldıran Abdullah-ı İlâhî; "anacığım! Sen Dervişleri Evine Davet Etmek İstemiş, Sonra Da Vazgeçmişsin. Bu Rüyâ Ona Alâmettir. Git Huzurla İşine Bak." Buyurdu. İhtiyar Kadın Bu Sözleri Tasdik Edip; "evet Aynen Öyle Oldu. Evim Dar Olduğu İçin Davetten Vazgeçtim." Dedi.

abdullah-ı İlâhî Hazretleri, Vardar Yenicesi'nde Uzun Yıllar İnsanlara Allahü Teâlânın Dînini Anlattı. İnsanlara Rehberlik, Zevk Erbabına Pîrlik, Şevk, İstek Sâhiplerine Şeyhlik Yaptı. Sırların Kaynağı, Doğruların Dayanağı, İlâhî Sırların Açıklayıcısı Oldu. 1491 Yılında Burada Vefat Edip, Şehir İçinde Yüksek Bir Yerde, Evranosoğlu Ahmed Beyin Yaptırdığı Mescid, Medrese, Tekke, Dârül-hadîs Ve Türbeden Müteşekkil Külliyenin Türbesine Defnedildi. Ahmed Bey, Murâd Baba, Şeyh Feyzullah Efen

efendi, Yazıcızade Mehmed Efendi Oğlu Mehmedçelebi (yazıcı Çelebi Efendi) De Daha Sonra Burada Defnedildiler. Bunlar Büyük İhtimalle Abdullah-ı İlâhî'nin Vardaryenicesi'ndeki Belli Başlı Talebeleri İdiler. Türbe, Osmanlıların Son Zamanlarına Kadar Ayakta Kalmış, Ziyâret Edilmiş, Fakat Daha Sonra Ortadan Kaldırılmıştır.

abdullah-ı İlâhî Hazretleri, On Beşinci Asır Türk Edebiyatı Nesri İçinde Mühim Yer Tutan Kitaplar Yazdı. keşfü'l-vâridât Li-tâlibi'l Kemâlât Ve Gâyeti'd-derecât adıyla Şeyh Bedreddîn Simavnevî'nin varidât'ını Şerh Ederek Yanlışlıklarını Ortaya Koydu. Tasavvufî Hayatın Adâb Ve Erkânını Anlattığı meslekü't-tâlibin Vel-vâsilîn adlı Eserini Türkçe Olarak Kaleme Aldı (1483). zâdü'l-müştâkîn kitabında Yüzden Fazla Tasavvufî Terimi Türkçe Olarak Açıkladı. Tasavvufî Ahlâkla İlgili Olarak Yine Türkçe esrârnâme kitabını Kaleme Aldı. Vahdet-i Vücûdla İlgili Bilgileri, risâle-i Vücûd adlı Eserindearapça Olarak Açıkladı. risâle-i Ahâdiyye adlı Eserinde Bazı Terimleri Farsça Olarak Açıkladı. Ruzbehân-baklî'nin risâle-i Kuds Adlı Eserini menâzilü'l-kulûb adıyla Farsça Şerh Etti. "ilâhî" Mahlası İle Şiirler Yazdı. Kendisine Nisbet Edilen Bir dîvân varsa Da, Bu Eserin, Çağdaşı Ve Yine "ilâhî" Mahlası İle Yazan Ahmed-i İlâhî'ye Âid Olması Kuvvetle Muhtemeldir.

abdullah-ı İlâhî, Eserlerinden Başka, Birçok Talebe Yetiştirerek Vefâtından Sonra Da Hizmetinin Devam Etmesini Sağladı. Muslihuddîn Tavîl Ve Âbid Çelebi, Talebelerinin Meşhurlarındandır. En Meşhûr Talebesi İse Seyyid Emir Ahmed Buhârî'dir. Tarîkat Silsilesi De Onun Vâsıtasıyla, Ubeydullah-ı Ahrâr, Molla Abdullah-ı İlâhî, Ahmed Buhârî, Hakîm Çelebi, Nakşibendzâde Mustafa, İlâhîzâde Yâkub, Ahmed Tirevî, Ömer Bâkî Ve Şeyh Nasrullah Şeklinde Devam Etmiştir. Ancak Nakşibendîliğin Müceddidiyye Kolu, Murâd-ı Münzevî Ve Mehmed Emin Tokadî (k.sirruhumâ) Vâsıtasıyla Anadolu'ya Gelinceanadolu'da Nakşibendiyye Silsilesi Değişmiştir.

 

keramet Ve Menkîbeleri

at Hırsızı

abdullah-ı İlâhî'nin Sohbetleri Çok Tesirli Ve Faydalı Olurdu. Sohbetlerinde Ve Diğer Zamanlarda Herkesin Gönlünü Almaya Çok Dikkat Gösterirdi. Sohbette Bulunanlardan Birinin Bir Sıkıntısı, Bir Müşkülü Olsa Onun Hâlini Keşfeder Sıkıntısını Giderirdi. Sohbetiyle, Tereddütleri Ortadan Kaldırırdı.

yine Bir Gün Sohbette, Söz Çalışmak Ve Gayretten Açılmıştı Ve; "insan Çalışıp, Gayret Göstermedikçe Olgunlaşamaz Ve Bir Mertebeye Ulaşamaz." Buyurmuştu. Bu Sırada Sohbetinde Bulunan Bir Âlim, Bu Sözleri İşitince, "at Hırsızı Kıssası" Diye Bilinen Bir Hâdiseyi Hatırladı. "peki Onun Hâli Nasıl Oldu?" Diye Düşündü. Abdullah-ı İlâhî, O Âlimin Kalbinden Geçen Düşünceleri Kerâmetiyle Anlayıp, Ona Doğru Dönerek; "söylediğim Söze, At Hırsızlığı Yapan Kimsenin Hâli İle Karşı Çıkmak Hâtıra Geldi Değil Mi? Fakat Ona Da Cevap Vardır." Dedi. Sonra Sohbetinde Bulunanlara Dönüp; "hiç O Hâdiseyi İşiteniniz Var Mıdır?" Diye Sordu. Ve Hâdiseyi Şöyle Anlattı:

"bir Hırsız Geceleri At Çalıp Satardı. Ömrünü Böyle Hebâ Ederdi. Bir Defâsında Da, Bulunduğu Şehrin En Büyük Âlimi Ve Evliyâsının Atını Çalmak İçin Ahırına Girmişti. Tam Atı Çözüp Götüreceği Sırada, Ahırın Duvarı Yarılıp, İçeriye Bir Nûr Yayıldı. Bu Nûr İçinde, İki Nûr Yüzlü Zât Gözüktü. Hırsız Bu Hali Görünce, Kendini Hemen At Gübrelerinin Arasına Atıp Gizlendi. Korku Ve Telaş İçinde Boğazına Kadar Gübre İçine Gömüldü. Bu Sırada Yarılan Ahırın Diğer Duvarından Daha Parlak Bir Nûr Gözüktü. Bu Nûr Arasında Da, O Zamânın Kutbu, En Büyük Velîsi Olan Ev Sâhibi Çıktı. Öncekiler Onu Görünce Hürmet Göstererek Selâm Verdiler. Ev Sâhibi Diğerlerine Niçin Geldiklerini Sorunca; "falan Evliyâ Arkadaşımız Vefât Etti. Onun Yerine Kimi Tâyin Edeceğiz? Size Arzetmek İstedik." Dediler. Atların Sâhibi Olan Zât; "onun Yerine, At Hırsızını Tayin Ettik." Dedi. Soran İki Zât Da Evliyâ Olup Ricâl-ül-gayb Denilen Velîlerden İdiler. At Hırsızlığı Yapmaya Gelen Kimsenin, Gübreler Arasına Gömülüp Saklandığını Biliyorlardı. Hemen Yanına Varıp, Onu Gübreler Arasından Çıkardılar, Gönlünü Alıp, Tebrik Ederek Kucakladılar. Atların Sâhibi Ve Zamânın Kutbu Evliyâ Zâtın Da Yanına Gelip, Elini Öptüler. Sonra Hep Birlikte Vefât Eden Arkadaşlarının Cenâzesini Kaldırmaya Gittiler."

abdullah-ı İlâhî, Sohbetinde Bulunanlara Bunu Anlattıktan Sonra Şöyle Dedi:

"şimdi At Hırsızlığı Yapmaya Giden Kimse, Nasıl Bir Çalışma Yaptı Da Ricâl-ül-gayb Denilen Evliya Arasına Girdi? Diye Bir Sûal Hâtıra Gelmesin. Çünkü O Zavallının Gübreler Arasında Mahcûbiyetinden Ne Kadar Zorluk Ve Ne Kadar Pişmanlık Çektiği Bellidir. Kurtuluş Yolu Kalmadığını Kesinlikle Anlayınca, At Çalmak Üzere Harama Yönelişinden Dolayı Bütün Kalbiyle Pişmân Olup, O Zamana Kadar Yaptığı İşlere Öyle Bir Tövbe Etti Ki, İşlediği Kötü İşlerden Gönlü Temizleniverdi. Allahü Teâlâya Yönelip Riyâzet Çeken Kimseler, Onun O Anda Yaptığı Tövbeyi Nice Seneler Yapamaz."

sohbetin Başında Kalbinde İtirazlar Bulunan O Âlim, Abdullah-ı İlâhî Hazretlerinin Bu Güzel Îzâhını Ve Tatlı Sözlerini Dinleyince, İçindeki Şüphe Ve Yanlış Düşünceler Temizlendi. Abdullah-ı İlâhî Hazretlerinin Elini Öpüp, Özür Diledi Ve Hâlis Talebelerinden Oldu.

 

kaynaklar

1) Nefehât-ül-üns; S.460

2) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Zeyli (mecdî Efendi); S.262

3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; S.1079

4) Osmanlı Müellifleri; C.1, S.91

5) Menâkıb-i Molla İlâhî; Varak 218 B-220a

6) Fevâid-ül-behiyye; S. 145

7) Şezerât-üz-zeheb; C.7, S.358

8) Esmâ-ül-müellifîn; C.1, S.470

9) Mu'cem-ül-müellifîn; C.6, S.36

10) Bedâyi-ül-vekâyi; S.410

11) A.history Of Ottoman Poetry; C.2, S.373

12) Güldeste-i Riyâzı-ı İrfân; S.143

13) Keşf-üz-zünûn; S.379,947,1928,1995

14) Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi; C.8, S.175

15) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; C.11, S.214

Yorumlar
Kod: SOHVO