on Dördüncü Asırda Yemen'de Yetişen Şâfiî Mezhebi Fıkıh Âlimlerinden Ve Evliyâdan. İsmi, Abdullah Bin Es'ad Bin Ali Bin Süleymân Bin Fellâh'tır. Yâfiî Nisbesiyle Meşhûr Olmuştur. Künyesi Ebû Muhammed, Ebü'l-berekât Lakabı Afîfüddîn'dir. Kutb-i Mekke Diye De Bilinir. 1298 (h.698) Senesinde Aden Şehrinde Doğdu, 1367 (h.768)'de Mekke'de Vefât Etti. Mualla Kabristanındadır.
küçük Yaşta İlim Tahsîline Başlayan Abdullah Yâfiî Önce Kur'ân-ı Kerîm Okumayı Öğrendi. Yemen'de Allâmeebû Abdurrahmân Muhammed Bin Ahmed Ez-züheynî, Ebû Abdullah Muhammed Bin Ahmed El-başşalî Ve Aden Kâdısı Şerefüddîn Ahmed Bin Ali El-harrâzî'den Aklî Ve Naklî İlimleri Tahsîl Etti. Bir Zaman İlmi Bırakıp Hep İbâdet Ve Tasavvufla Meşgûl Olmak İstedi. Bu Düşüncesi Ziyâdesiyle İlerlediğinden Üzüntü Ve Keder Hâlini Aldı. Bu Arada O Zamâna Kadar Eline Almadığı Bir Kitaptan Bir Yer Açıp;
üzüntülerini At, İşini Kazaya Bırak
bâzan Darlık Açılır, Bâzan Dar Olur Fezâ
sıkıntının Ardından Bakarsın Gelir Rızâ
bir Hâlle Sevinirsin, Mâziyi Unutturur.
allah Dilediğini Yapar, Sakın Sen Yüz Döndürme.
mısralarını Okuyunca, Üstüne Bir Rahatlık Çöktü. Allahü Teâlâ Kalbine İlme Karşı Bir Meyil İhsân Etti. 1313 Senesinde Hac İçin Mekke-i Mükerremeye Gitti. Şeyh Ali Et-tavâşî İle Görüşüp Meclis Ve Sohbetlerine Katıldı. Ondan Zâhirî Ve Bâtınî İlimleri Öğrendi. İlimde Ve Tasavvufda Yüksek Derece Sâhibi Oldu. Tarîkat Silsilesi Birkaç Koldan Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerine Ulaşır.
mekke-i Mükerremeye Yerleşip Evlendi Ve Başka Âlimlerin Derslerini Dinledi. Fakîh Necmeddîn Et-taberî'den Hâvi Kitabını Okudu. Hadîs İlmini Radıyüddîn Taberî'den Öğrendi. Sonra Mekke'den Ayrılarak On Sene İnsanlardan Uzak Yaşadı.
1333 Senesinde Kudüs'e Gitti Ve İbrâhim Aleyhisselâmın Makâmını Ziyâret Etti. Oradan Şam'a, Sonra Da Mısır'a Giderek İmâm-ı Şâfiî Hazretleri Ve Zünnûn-i Mısrî'nin Kabirlerini Ziyâret Etti. Karafe Denilen Yerde Hüseyn El-câkî Ve Şeyh Abdullah El-menûfî'nin Sohbetlerinde Bulundu. Tasavvuf Yolunda İlerleyip Evliyâlık Derecelerine Ulaştı.
sâlih Kimselerden Biri Resûlullah Efendimizi Rüyâsında Gördü. Resûlullah Efendimiz Abdullah Yâfiî'nin Ağzına Tâze Hurma Koyuyordu. Resûl-i Ekremin Yanında Hazret-i Ebû Bekr Ve Hazret-i Ömer De Vardı. Onlara İse Olgun Hurma İkrâm Ediyordu. Bu Rüyâyı Gören Sâlih Kimse, Sabahleyin Abdullah Yâfiî'nin Meclisine Gidip Rüyâsını Anlatmak İstedi. Huzûrunda Büyük Kalabalık Vardı. Oradakilerden Biri; "yaş Hurma İle Şeyh Temyiz Edildi." Dedi. Orada Bulunanlardan Fakir Bir Kimse De; "ey Abdullah! Korku İle Ümid Arasında Olduğundan Resûl-i Ekrem Sana Tâze Hurma Verdi. Hazret-i Ebû Bekr Ve Hazret-i Ömer'in Îmânları Kuvvetli Olduğundan, Server-i Âlem Onlara Tam Olgunlaşmış Hurma İkrâm Etti." Dedi. Abdullah Yâfiî'nin Meclisinde Bulunanlar Böyle Olursa Yâfiî Hazretlerinin Derecesini Düşünmelidir.
imâm-ı Yâfiî Hazretleri Bir Sohbetinde Buyurdu Ki:
"mevtâları İyi Veya Kötü Hâlde Görmek, Cenâb-ı Hakk'ın Bâzı Kullarına İhsân Ettiği Bir Keşf Ve Kerâmettir. Dirilere Müjde Vermek, Onlara Doğru Yolu Göstermek Veya Ölüler İçin Hayırlı Bir İş Yapılmasına, Borçlarının Ödenmesine Yaraması İçindir. Ölüleri Görmek, Daha Çok Rüyâda Olmaktadır. Uyanık İken Görenler De Vardır. Evliyâ Ve Hâl Sâhipleri İçin Kerâmettir."
"ehl-i Sünnet Âlimleri Buyuruyor Ki: Ölülerin İlliyyîndeki Veya Siccîndeki Rûhları, Arasıra, Yâni Allahü Teâlâ Dileyince, Mezarlarındaki Cesedlerine İâde Olunurlar. En Çok Cumâ Geceleri Böyle Olur. Birbirleri İle Buluşurlar, Konuşurlar. Cennetlik Olanlar, Nîmetlere Kavuşur. Azap Görecekler, Azâb Olurlar. Rûhlar, İlliyyînde Veya Siccînde İken Cesed Olmaksızın Da, Nîmetlenir Ve Azap Çekerler. Kabirde İse, Rûh Ve Cesed Birlikte Nîmetlenir. Yâhut Azaplanır."
yüksek İlim Sâhibi Olan Velîlerden Abdullah Yâfiî Etrafında Toplanan İnsanlara İslâm Dîninin Emir Ve Yasaklarını Anlattı. Kabir Ziyâretine Karşı Çıkan Ve Evliyânın Kerâmetini İnkâr Edenlere Cevaplar Verdi. Bozuk Îtikâd, İnanış Sâhibi Olan İbn-i Teymiyye'ye Cevaplar Verdi. Evliyânın Kerâmetiyle İlgili Olarak Kendisine Soru Soran Talebelerine Şöyle Buyurdu:
"allahü Teâlânın Yardımı İle Derim Ki, Evliyâda Kerâmetlerin Zuhûru, Meydana Gelmesi, Aklen Câiz Ve Naklen Vâkidir. Aklen Câiz Olması: Allahü Teâlâ Her Şeye Kâdirdir. Kerâmetler De, Mûcizeler Kâbilinden Mümkün Olan Şeylerdir. Ehl-i Sünnet Ve Cemâat Âlimleri Eserlerinde Böyle Olduğunu Bildirmişlerdir. Bu, Şarkta, Garbda, Arab Diyârı Olsun, Acem Diyârı Olsun, Her Tarafta Böyledir.
kerâmetlerin Vukûu Naklen Sâbittir; Bu Husus, Kur'ân-ı Kerîmde, Hadîs-i Şerîflerde Ve Haberlerde Bildirilmiştir. Kur'ân-ı Kerîmde, Âl-i İmrân Sûresi Otuz Yedinci Âyetinde Hazret-i Meryem Hakkında Meâlen; "bunun Üzerine Rabbi, Meryem'i Güzel Bir Kabûl İle Kabûl Buyurdu Ve Onu İyi Bir Şekilde Yetiştirdi. Zekeriyyâ Peygamberi De Ona Kefîl (himâyesine Me'mur) kıldı. Zekeriyyâ Ne Zaman Meryem'in Bulunduğu Mihrâba Girdiyse, Onun Yanında Bir Yiyecek Buldu. "ey Meryem! Bu Sana Nereden Geliyor?" Dedi. O Da; "bu, Allah Tarafından Gönderiliyor. Şüphe Yok Ki, Allah Dilediğini Hesapsız Olarak Rızıklandırır" Dedi." buyrulmuştur. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Yazın Hazret-i Meryem'in Yanında Kış Meyvesi, Kışın Da Yaz Meyvesi Buluyordu. Yine Kur'ân-ı Kerîmde, Meryem Sûresi Yirmi Beşinci Âyetinde Hazret-i Meryem Hakkında Meâlen; "hurmanın Da Dalını Kendine Doğru Silkele, Üzerine Devşirilmiş Tâze Hurmalar Dökülsün." buyrulmuştur. Bu Tâze Hurma, Zamânının Dışında Oluyordu.
yine Mûsâ Aleyhisselâmın Annesine, Oğlu Mûsâ'yı Nil Nehrine Bir Sepet İçinde Bırakması İlhâm Olunmuştur. Ayrıca Eshâb-ı Kehf'in (r.anhüm) Kıssası, Köpeğin Onlarla Konuşması Gibi Hayret Verici Hâdiseler Ve Daha Başkaları, Kerâmetlerin Naklen Delilidir. Bütün Buraya Kadar Zikredilenler, Peygamber Değil Velîlerdendir."
bir Müddet Medîne-i Münevverede İkâmet Eden Veresûlullah Efendimize Komşuluk Yapan Abdullah Yâfiî Hazretleri Tekrar Mekke-i Mükerremeye Döndü. Orada İkinci Defâ Evlendi. Sonra Yaşlı Hocası Şeyh Ali Tavâşî'yi Ziyâret İçin Yemen'e Kısa Bir Seyahatte Bulundu. Tekrar Mekke-i Mükerremeye Döndü. Orada İnsanlara İslâmiyetin Emir Ve Yasaklarını Anlatıp Talebe Yetiştirmeye Devâm Etti. 1346 Senesinde Hac İçin Mekke-i Mükerremeye Gelen İmâm-ı Sübkî İle Tanışıp Sohbetlerde Bulundu.
kutb-i Mekke Adıyla Da Bilinen Abdullah Yâfiî Hazretleri Tatlı Sohbetlerinde Evliyâullahın Hâllerinden Bahs Eder; "allah Adamlarının Anıldığı Yere Rahmet-i İlâhî Yağar" hadîs-i Şerîfi Gereğince Hareket Ederdi. Onu Dinleyenler Saatlerce Dinleseler Usanmazlar, Devamlı Anlatmasını İsterlerdi. Tarîkat Silsilesinde Bulunan Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerinin Hâl Ve Kerâmetlerinden Çok Anlatırdı.
abdülkâdir-i Geylânî'ye Âit Şu Kıssa Çok Meşhûrdur. Evliyânın Büyükleri Bunu Bildirmişlerdir: "bir Kadın, Abdülkâdir-i Geylânî'ye Çocuğunu Getirip; "oğlum Seni Çok Seviyor. Ben, Allah İçin Bu Oğlumdaki Hakkımdan Vazgeçtim. Onu Sana Verdim." Dedi. Abdülkâdir-i Geylânî Rahmetullahi Aleyh De Çocuğu Kabûl Etti. Ona, Nefsiyle Mücâdeleyi Ve Tasavvuf Yoluna Girmeyi Emretti. Aradan Bir Müddet Geçtikten Sonra, Annesi Oğlunu Görmeye Geldi. Oğlunu, Açlıktan Ve Uykusuzluktan Zayıflayıp Sararmış Gördü. Oğlunun Sâdece Arpa Ekmeği Yediğini Anladı. Bunun Üzerine Abdülkâdir-i Geylânî'nin Huzûruna Girdi. Bu Sırada Abdülkâdir-i Geylânî'nin Sofrada Tavuk Yediğini Gördü.abdülkâdir-i Geylânî'ye; "sen Kendin Tavuk Eti Yiyorsun Benim Çocuk Arpa Ekmeği Yiyor." Dedi. Bunun Üzerine Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri, Elini O Kemiklerin Üzerine Koydu Ve; "çürümüş Kemikleri Dirilten Allahü Teâlânın İzni İle Kalk!" Dedi. Tavuk, Gıdaklıyarak Kalktı. Sonra Abdülkâdir-i Geylânî, Kadına; "oğlun Böyle Olduğu Zaman, Dilediğini Yesin." Buyurdu. Kadın Da Çocuğunun Böyle Bir Hoca Elinde Olgunlaşacağını Düşünerek Allahü Teâlâya Şükür Etti.
yine Abdülkâdir-i Geylânî'nin Bulunduğu Meclise, Fırtınalı Bir Günde Bir Kuş Geldi. Mecliste Karışıklık Meydana Getirdi. Bunun Üzerine Abdülkâdir-i Geylânî; "ey Rüzgâr! Bu Kuşu Yakala!" Buyurunca, O Ânda Kuş Bir Tarafa, Başı Bir Tarafa Düştü. Sonra Abdülkâdir-i Geylânî Kürsüden İnip, O Kuşu Aldı Ve; "bismillâhirrahmânirrahîm." Dedi. Kuş, Hemen Canlandı Ve Uçtu. Orada Bulunan Herkes Bunu Gördü. Abdülkâdir-i Geylânî Rahmetullahi Aleyh Bir Gün Cumâ Namazına Gitmek İçin Yola Çıkmıştı. Yolda İçki Yüklü Üç Hayvan Gidiyor Ve İçki Kokusu Her Tarafa Yayılıyordu. Abdülkâdir-i Geylânî, O Yüklerin Sâhibine Durmasını Ve Gitmemesini Söyledi. Fakat O Durmayıp Yola Devâm Etti. Bunun Üzerine Abdülkâdir-i Geylânî, İçki Yüklü Hayvanlara; "durun!" Deyince Hareketsiz Kaldılar. Sâhibi, Hayvanları Ne Kadar Dövdü İse Hiç Kımıldamadılar. Hayvanların Sâhibi De Kulunç Hastalığına Yakalandı. Duyduğu ızdıraptan Kıvranıyordu. Bunun Üzerine Abdülkâdir-i Geylânî'den Af Diledi. Sonra Bu Hâli Geçti. İçki Yüklerinden Bu Sefer Sirke Kokusu Geliyordu. Hayvanlar Artık Yürümeye Başladı. Görenlerin, Hayretten Ağızları Açık Kaldı. Abdülkâdir-i Geylânî, Sonra Câmiye Gitti. Bu Durum Sultâna Bildirilince, Korkusundan Ağladı. Bu Sebeple Haramlardan Vazgeçti. Abdülkâdir-i Geylânî'nin Ziyâretine Geldi Ve Tevâzu İle Onun Huzûrunda Oturmaya Başladı.
abdullah Yâfiî Hazretleri Talebelerine Karşı Çok Şefkatli İdi. Onların Her Türlü İhtiyaçlarını Karşılamayı Kendisine Vazîfe Bilirdi. Tasavvuf Yolundaki Ve İlimdeki Şöhreti Her Tarafa Yayıldı. Bununla İlgili Olarak Şeyh Alâeddîn Harezmî Şöyle Anlatır:
bir Gece Şam Beldelerinden Birinde Halvette İdim. Yatsı Namazından Sonra Oturmuştum. Halvette Olduğum Yerin Kapısı İyice Kapalı İdi. İçeriye Nereden Girdiklerini Anlayamadığım İki Kişi Gelip Yanıma Oturdu. Bir Müddet Benimle Sohbet Ettiler. Birbirimizle Fakîrlerin Hâllerini Konuştuk. Şam'dan Bir Kimseyi Zikrettiler Ve Ondan Övgü İle Bahsettiler. Daha Sonra; "bizim Selâmımızı Yoldaşın Abdullah Yâfiî'ye Ulaştır." Dediler. Ben Onlara; "abdullah Yâfiî'yi Nereden Biliyorsunuz?" Diye Sordum. Onlar; "onun Hâli Bize Gizli Değildir." Deyip Mihrabtan Tarafa Yürüdüler. Namaz Kılacaklarını Zannetmiştim. Halbuki Duvardan Dışarı Çıkıp Gitmişlerdi.
yine Şeyh Alâeddîn Harezmî Şöyle Nakletti:
şam Taraflarında 1341 Senesinde, Recep Ayında Yatsı Namazından Sonra Nûrânî Yüzlü İki İhtiyar İçeri Geldi. Nereden Girdiklerini Göremediğim Bu Kimselerin Hangi Şehirden Olduklarını Da Bilmiyordum. İçeri Girince Bana Selâm Verdiler Ve Müsâfehâ Ettiler. Onlara Yaklaşıp Nereden Geldiklerini Sorunca; "sübhanallah, Senin Gibi Kişi Bu Halden Suâl Mi Eder?" Dediler. Sonra Bir Mikdâr Kuru Arpa Ekmeğini Önlerine Getirip İkrâm Ettim. Onlar; "biz Bunun İçin Gelmedik." Deyince Ben Ne İçin Geldiklerini Sordum. O Zaman; "sana Selâmımızı Abdullah Yâfiî'ye Götürmeni Vasiyet Ederiz." Dediler. Ayrıca Ona; "müjdeler Olsun Sana." Diye Söylememi İstediler. Onlara; "abdullah Yâfiî'yi Nereden Tanırsınız?" Dediğimde; "biz Onunla Görüşürüz, O Bizimle Görüşür." Cevâbını Verdiler. Sonra Onlara: "bu Müjdeyi Ona Eriştirmeye Size İzin Verildi Mi?" Diye Sorduğumda; "evet İzin Verildi." Dediler. Devam Ederek; "onun Şarkda, Doğuda Kardeşleri Vardı. Onların Yanından Gelirler." Deyip, Kayboldular.
mekke'de Bulunduğu Zamanda Hac İçin Çeşitli İslâm Memleketlerinden Gelen Ve Onun Şöhretini Duyan Pekçok Âlim, Velî Ve Sâlih Kimse Onun İlim Meclislerinde Ve Sohbetlerinde Bulundular.
1367 Senesi 21 Şubat Günü Mekke-i Mükerremede Vefât Etti. Cennet-ül-muallâ Kabristanına Defnedildi.
ömrünü İlim Öğrenmek, Öğretmek Ve İnsanlara İslâmiyetin Emir Ve Yasaklarını Anlatmakla Geçiren İmâm-ı Yâfiî Hazretleri Birçok Eser Yazdı. Bu Eserlerinden Bâzıları Şunlardır: 1) mir'at-ül-cinân Ve İbret-ül-yakazân: tabakât Ve Târih Kitabı Olup Yıllara Göre Tetib Edilmiştir. Hicrî 750 Senesine Kadar Olan Hâdiseleri Ve Hâl Tercümelerini Anlatmıştır. 2) Ravdu'r-riyâhîn Fî Hikâyeti's-sâlihîn, 3)neşrü'l-mehâsin-il-galiyye Fî Fadli Meşâyihi's-sofiyye, 4) esnel-mefâhir Fî Menâkıb-iş-şeyh Abdülkâdir. 5) merhem-ül-ilel-il-mudille, 6) el-irşâd Vet-tatrîz Fî Fadl-i Zikrillâh Ve Tilâvet-i Kitabi'l-azîz, 7) ed-dürrü'n-nazîm Fî Havassi'l-kur'ân-ı Azîm, 8) misbâhüz-zalâm Fil-müstegisin-i Bî Hayri'l-enâm, 9) divanüş' Şi'r.
kerâmet Ve Menkîbeleri
illâ Edeb
abdullah-ı Yâfiî, Hicaz'a İlk Geldiğinde Medîne-i Münevvereye Girmeden Önce Kendi Kendine; "resûlullah Sallallahü Aleyhi Ve Sellem İzin Vermeyince Bu Şehre Girmem." Diye Söz Verdi. Çünkü İlmi Ve Edebi Çok Yüksekti. Büyüklerin, Bilhassa Peygamber Efendimizin Huzûruna Edeple Girileceğini Biliyordu. On Dört Gün Medîne'nin Giriş Kapısında Bekledi. Devamlı İbâdet Edip Kabûl Buyurulması İçin Allahü Teâlâya Duâ Etti. Bir Gece Rüyâsında Peygamber Efendimiz; "ey Abdullah! Ben Dünyâda Senin Peygamberin Âhirette Şefâatçin, Cennet'te İse Arkadaşınım. Yemen'de On Kişi Vardır. Onları Ziyaret Eden Beni Ziyaret Etmiş Olur. Onları Üzen Beni Üzer." Buyurdu. Abdullah Yâfiî Hazretleri; "yâ Resûlallah! Onlar Kimlerdir." Diye Sorunca; "onların Beşi Vefât Etmiştir. Beşi İse Hayattadır." Buyurdu. Abdullah Yâfiî; "yaşayanlar Kimlerdir?" Diye Sorunca; "şeyh Ali Tavâşî, Şeyh Mansûr Bin Ca'da, Muhammed Bin Abdullah, Fakih Ömer Bin Zeylaî, Şeyh Muhammed Bin Ömer Nehârî'dir. Vefât Etmiş Olanlar İse Ebü'l-gays Bin Cemil, Fakîh İsmâil Hadramî, Fakih Ahmed Bin Mûsâ Bin Acîl, Şeyh Muhammed İbni Ebû Bekr Hakemî Ve Fakîh Muhammed Bin Hüseyin İclî'dir." Buyurdu.
peygamber Efendimizin Mânevî İşareti Üzerine Medîne-i Münevvereden Ayrılarak Mekke'ye Oradan Da Yemen'e Geçti. Önce, Mekke'den Yemen'e Gitmiş Olan Hocası Şeyh Ali Tavâşî'yi Ziyâret Etti. Peygamber Efendimizin Rüyâda Ziyâret Etmesini Tavsiye Buyurduğu Zâtlardan Sağ Olanları Ziyâret Etti Ve Sohbetlerinde Bulundu.
ziyâretine Gittiği Zâtlardan Şeyh Muhammed Bin Ömer Nehârî Ona; "merhaba Ey Resûlullah'ın Elçisi!" Diye Hitâb Etti. Abdullah Yâfiî Hazretleri Ona; "bu Hâle Ne İle Kavuştun?" Diye Sorunca, Bekara Sûresi İki Yüz Seksen İkinci Âyet-i Kerîmesinin "...allah'tan Korkun, Allah Size İlim Öğretiyor."meâlindeki Son Kısmını Okudu. Peygamber Efendimizin Rüyâda Tavsiye Buyurduğu Zatlardan Vefât Etmiş Olanların Da Kabirlerini Ziyâret Edip Medîne-i Münevvereye Döndü. Fakat Yine Medîne'ye Girmeden On Dört Gün Medîne Kapısında Bekledi. İbâdet Edip Kabûl Olunması İçinallahü Teâlâya Niyâzda Bulundu. Bir Gece Yine Resûlullah Efendimiz Ona; "tavsiye Ettiğim Zâtların Onunu Da Ziyâret Ettin Mi?" Buyurdular. Abdullah Yâfiî; "evet Yâ Resûlallah! Ziyâret Ettim. Medîne'ye Girmeme İzin Var Mı?" Diye Sordu. Resûlullah Efendimiz; "gir Sen Emin Olanlardansın." Buyurdu. Sevgili Peygamberimizin Bu Hitâbına Mazhar Olan Abdullah Yâfiî Hazretleri Edeple Ve Gözyaşları Dökerek Medîne-i Münevvereye Girdi. Efendimizin Mübârek Kabr-i Şerîflerini Ziyâret Edip Yüksek Feyzlerine Kavuştu.
kaynaklar
1) Câmiu'l-kerâmât-il-evliyâ; C.2, S.120
2) Mu'cemü'l-müellifîn; C.6, S.34
3) Şezerât-üz-zeheb; C.6, S.210
4) Ed-dürer-ül-kâmine; C.2, S.247
5) Tabakât-üş-şâfiîyye (esnevî); C.2, S.579
6) Esmâü'l-müellifîn; C.1, S.217
7) Tabakât-üş-şâfiîyye (sübkî); C.10, S.33
8) Miftâh-üs-seâde, C.1, S.217
9) Keşf-üz-zünûn; C.1, S.90, 117,719,918 C.2, S.1637,1841,1944
10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; S.1082
11) Kıyâmet Ve Âhiret; S.224
12) Habîb-üs-siyer; C.2, S.29
13) Sefînet-ül-evliyâ; S.68
14) Nesâyim-ül-mehabbe; S.381
15) Tabakât-ül-evliyâ; S.555
16) Nefehât-ül-üns; S.529
17) Mu'cem-ül-matbuât; C.2, S.1952
18) Brockelmann; Gal-2, S.176, Sup-2, S.227
19) De Slane Cataloque Des Manuscripts Arabes; C.1, S.300
20) Ahlvardt. Verzeichniss Der Arabischen Handchriften; C.9, S.194
21) Tabakâtü'l-havâs; S.67-70